23/7/2007
AVARİF-ÜL ME’ARİF (TASAVVUFUN ESASLARI) 2 Yazar: Sühreverd
13.BÖLÜM
RİBAT (TEKKELER)’DE YAŞAYAN DERVİŞLER
Ribat ve tekkelerde yaşayan dervişler “ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’m zikrinden alıkoymadığı” kimselerdir.
Ribatın aslı, atların bağlandığı yer idi. Sonraları ardından gelecek tehlikelere karşı, içindekileri korumak için hudut boylarındaki tekkelere “ribat” denilmiştir. Salih bir müslüman vesilesiyle çevresindeki nice kimseler ıslah olur. Ribat; bir ibadetin ardından diğerini gözlemektir. Ribat, nefisle savaştır.
*Masivayla ilişkiyi kesen, bütün organlara hakkını tam veren, kefalet-i ilahi ile yetinen... kimse hakiki murabıttır.
14.BÖLÜM
SUFFE ASHABI VE RİBATLARDAKİ DERVİŞLER
Çokça temizlenmeyi severler. Ribat onların evi ve ikametgahıdır. Ribatlardaki dervişlerin içlerinden kin sökülüp atılmıştır. Zahidler halveti, sufiler halvet de- encümeni tercih ederler.
* Cemaat evlerindeki kaidelerle gençler üzerindeki nefsin hakimiyeti daraltılır. Gözlerin ona çevrilmesi, üzerimde davranışlarını kontrol eden bakışların çoğalması ile gençler cemaat içinde murakabe altına alınır ve terbiye edilirler.
Hizmet, başkalarına karşı davranmanın ve hizmet etmenin lezzetini almış, muamelenin tadına varmış, ribatlara ilk defa giren, acemi ve mübtedilerin yapacağı iştir. Kalp kazanma bereketine ve abidlere yardım sevabına böylece nail olur.
15.BÖLÜM
MURABITLAR VE SUFİLERİN ÖZELLİKLERİ
Mevzii ve arizi bir takım kusurların varlığı, işin ruhuna zarar vermez. Mü’min seven ve sevilen, iyi geçinen ve iyi geçinilen insandır. Zıddında hayır yoktur. Karşılıklı murakabe altındadırlar. Tefrika nefsin zuhuruyla ortaya çıkar.
Ruveym: “Sufiler aralarında anlaştıkları ve kınamayı kaldırdıkları vakit helak olurlar.”
Nefis, kalple karşılaştığında ondan kötülük ve şer def’olur.
Şikayet eden de şikayet edilen de şeyh tarafından tekdir edilir.
Dervişler kusurlarından dolayı istiğfar ederler, kusurda ala ısrar etmezler.
Af ve özür dilendiğinde kabul edip reddetmezler. Af diledikten sonra kardeşlerine bir şey takdim etmek sünnettendir.
Sufi yapılan bir iltifattan dolayı kalbine bir gurur gelirse, kendini bundan alıkor.
Ribatlardaki dervişlerin dünyevi tasa ve meşgaleye düşmemeleri için ihtiyaçları giderilir.
Şeyh, vaktini bütünüyle Hakk’a veremeyen dervişlerin ribatlardan yedirilip içirilmelerini uygun görebilir.
Sufiler ve şeyhler, gençleri başı boşluktan korumak için onları istihdam ederler. Hakiki derviş ve mürid döner dolaşır gene ribata gelir.
16.BÖLÜM
SEFR VE İKAMET ADABI
- Başlangıçta sefer edip nihayette ikameti tercih edenler
- Sefer vesilesiyle ilim öğrenmek için. İlm kastıyla evinden çıkan Allah yolundadır. Ona cennetin yolu kolaylaştırılır.
- Şeyh aramak ve sadık ihvan bulmak için. Sadık ve salih kimselerle görüşme inkişafa vesiledir.
Nazarı ve vakarı fayda sağlamayanın sözü de tesir ve fayda sağlamaz. Sözün nuraniliği kalp nuraniyeti kadardır. Kalp nuraniyeti de istikametin ve ubudiyyetin hakkıyla ifasıyla gerçekleşir.
- Alışkanlık ve hoşa giden şeylerden uzaklaşmak için
Eğer kişi doğduğu yerden başka bir yerde ölürse, kendisine cennetten doğduğu yerle izinin bulunduğu yer arası mesafe ölçülür.
- Nefsin ince tuzak ve hilelerini ortaya çıkarmak için
- Eskiye ait ibretli eserleri görmek için.
- Hüsn-ü teveccühten sıyrılmak ve unutulmak için.
Hüsn-ü teveccüh ayakların kaydığı bir makamdır. Eğer teveccüh nefsin müdahalesi olmaksızın geliyorsa bunda mahzur yoktur, bilakis sıhhat-ı hale işarettir.
B-Başlangıçta ikameti tercih edip, nihayette sefere yönelenler.
- Devamlı ikameti tercih edenler. Bunlar Hakk’ın terbiye ve murakabesinde yetişirler.
- Devamlı seferde olmayı tercih edenler
. Tanınmaktan sakınırlar. İkametin tevekküle mani olduğuna kanidirler.
- Bazen nefsin coşkunluğu ve heyecanı kalp hareketine karıştırılır. Bu ise felakete götürür.
Sefere çıkmadan istihare namazı kılmak adabtandır.
17.BÖLÜM
SEFERİN FARZLARI VE FAZİLETLERİ
Sefere karar veren sufinin;
Teyemmümün,
Namazın kasr ve cem durumunu,
Mest üzerine mesh ahkamını bilmesi gerekir.
Sefer adabı:
- Yoldaş ve arkadaş edinilmeli.
Tek başına yolculuk uygun değildir.
Üç kişi olunduğunda biri imam tayin edilir.
Tasallut ve cah düşüncesiyle riyasete talip olma heva ve hevesten kaynaklanır
- Sefere niyetlenen sufi arkadaşlarına veda eder ve onlara duada bulunur.
- Uğranılan yerlerde en azından iki rekat namaz kılar.
- Binite bindiğinde mesnun olan duayı okur.
- Yolculuğa sabah erkenden ve Perşembe günü çıkmak iyi olur.
- Konak yerine uğrandığında dua etmek
- Temizlik malzemelerini yanında bulundurmak
- Sefere çıkmadan evvel iki rekat namaz kılmak.
Bu kaidelere bağlı kalanlar reddolunmaz. Kabul etmeyenlerin görüşü de büsbütün atılmaz.
18. BÖLÜM
SEFERDEN DÖNME ADABI
İkamet edilecek yerin ölü ve dirilerine selam vermek.
Kardeş edindiği kimseyi ziyaret edenin yolu asan olur.
Mescidlerden birine girince iki rekat namaz kılmak.
Tekkeye girince hususi ve maslahata dayalı bazı sebeplerden dolayı selam vermek bazen terkedilir.
Seferden dönene hoş amedide bulunmak.
Sefer dönüşü geridekilere hediye getirmek.
Seferden dönen kimsenin istirahatı için hazırlık yapmak.
Gelir gelmez konuşmaya dalmama, sorulmadıkça konuşmama
Ziyaret ettiklerinin yanından izinsiz ayrılmama
19. BÖLÜM
ESBABA TEVESSÜL VE SUFİLER
Aslolan kimseden bir şey istememektir.
Yakin durumuna göre esbaba tevessül farklılık gösterir.
Tevekkülde vesvese maruz kimseler, esbaba kafi miktarda tevessül edebilirler.
Gerçek miskin insanlardan bir şey istemeyendir.
Sufiler Hz. İbrahim (as) vari Allah (cc)’dan bir şey istemekten haya ederler. O (as) “Allah (cc) beni biliyor mu ?” demişti.
Bazen rızka meyil Cenab-ı Hakk’ın verdiği bir intibah, bazen de bir günahın cezasıdır. Rızık bazan hikmet yollu, bazen de kudret - Hz. Meryem’e olduğu gibi- yollu gelir. Rızık ve borç konusunda daim sabır hazinesine müracaat edilmelidir. Bütün bu tevekkül ve esbab dairesinde bir şey gelmiyorsa zaruret miktarı istenilebilir. Veren el alan elden üstündür.
Kendine verilen mala emanet nazarıyla bakan fakr-ı lisanıyla, kendi malı gibi seyre dalan, fahr lisanıyla ve hayalperestlerin diliyle konuşur.
Gerçek fakir indirileni değil, asıl indirenin yakınlığını taleb eder.
20.BÖLÜM
FETH-İ MANEVİ VE İHSAN-I İLAHİ
Sufi Allah ile meşguliyetin kemaline ererek takvada kemal sahibi olunca, hali onu esbaba tevessülü terke mecbur edebilir.
Bunun mebdeinde bir kapı açılır ki, gerek kendinin gerekse şeriatın günah saydığı şeye duçar olursa yaptığının cezası olarak telakki eder. “Günaha düştüğümü çocuğumun kötü ahlakından anlıyorum.” sözü meşhurdur.
Allah (cc), bahşedeceği idrakle onu tevhide ve Hakk’la meşgul olmaya muvaffak kılar.
Allah(cc)’m tecelliyat-ı ef’alinden kendisine münkeşif olan hadiseleri tarassut ve mülahazaya devamla kul, tecelliyat-ı ef’alden tecelliyat-ı zata yükselir.
Tecelli-i ef’al; rıza ve teslimiyeti doğurur.
Tecelli-i sıfat; heybet ve üns kazandırır.
Tecelli-i zat ; fena ve beka duygularını bahşeder.
Fena, terk-i ihtiyar ve fiil-i ilahiye vukufun adıdır.
Cenab-ı Hakk’ın zatının bizzat tecellisi ancak ahirette olacaktır.
Resulullah (sav), ashabını tedricen ve nefsin tedbirinden, fiil-i ilahiyi müşahade ve Hakk’ın hüsn-ü tedbirine yönelmeye hazırladı.
Cenab-ı Hakk’ın kendisine sevkettiği rızkı kabul hususunda ilm-i ilahiye vakıf olan kul, korktuğundan emindir.
Feth-i ilahinin farkında olan da vardır olmayan da.
Mükaşefeye mazhar olanlar ;
Allah’tan ilm sunularak,
Ef’alden tecrid ile ilim sunularak,
Her ikisi de olmaksızın mükaşefeye ulaştılar.
Rızık alırken de verirken de işaret beklenir. Nefis endişesi kalkarsa işaret beklenmez.
Dervişlerin bazısına musallat olan sıkıntılar, kalplerin Allah ile meşguliyetini, kulluk hukukuna riayetini kemale erdirmek içindir.
Kul, Allah(cc) ile olan meşguliyetinden hali olduğu ölçüde dünya sevgisine müptela olur.
Zühd, ehlinin son adımı, tevekkül ehlinin ilk adımı mesabesindedir.
Feth-i ilahiye mazhar olana, hikmet veya kudret elinden merzuk olması müsavidir.
İhtiyacından ve zaruret miktarından fazlasını isteyenin sufilikle alakası yoktur.
21. BÖLÜM
SUFİLERE GÖRE EVLİLİK VE BEKARLIK
Sufi’lere göre her ikisinin de bir gaye ve zamanı vardır. Herhangi bir halin (evlilik-bekarlık) ihtiyar edilmesi, Allah (cc) içindir.
Nefsin isyanından emin olundukça, bekarlık tercih edilir. Nefis, ilimle dizginlenir.
Evlenme adına şehevi bir acelecilik, erkeklerin manevi yolda gerilemesi demektir. Sadık mürid buluğa ermedikçe evlenmez. Buluğu ise ‘Rical’ olmasıdır.
Evlilik ve bekarlık hakkındaki haberlerin farklılık göstermesi, muhatabın farklılığındandır. Fazileti muhataba göre değişir.
Evli sufiye yardım edilmelidir.
Mücerred yaşamak, dervişini işini kolaylaştırır. ‘Bizim arkadaşlarımızdan evlenip de manevi derecesini muhafaza edeni görmedim. S. ed Darani Evlenmek, azimetten, ruhsata düşmektir.
Sıkıntıya sabır, refaha sabırdan daha kolaydır.
Oruç tutulmalı, nefis, ibadete alıştırılmalı.
Müridin evliliği düşünmemesi, hüsn-ü edebdendir. Kadın ve şehvet akla gelince tevbe edilmelidir.
Kalbi namaz ve ibadetten meşgul olacak derecede evlenme düşüncesi arız olunca, şeyhe müşkil arzedilir ve duası talep edilir.
Bazen keşfen, yakazaten veya bir zatın işareti ile evlilik telkin, bekarlık men’edilir. Evliliğe basiretle gidilir; gözü kapalı gidilmez.
Tezkiye olmuş nefisler, nasibi olan hazlara eriştiğinde kalblerin inşirahı artar.
Süfyan b. Uyeyne; ‘Çok kadınla evlenmek, dünya sevgisinden değildir. Çünkü Hz. Ali (ra) Peygamber Efendimiz (sav)’in Ashab’ının en zahidi olduğu halde, dört hanımla evli idi, on yedi kariyesi vardı’.
Evlilik nedeniyle hanımdan gelen iki fitne vardır:
1-Maişet derdi
2-Kadınla ihtilat ve mübaşerette ifrat, hizmetten uzaklık.
Evliler için büyük bir gizli fitne de, fuhuş cemal lütfunda sükunet bulması ve neticede ruhta bir donukluk hasıl olur ki, bunun farkedilmesi çok zordur.
Ariflerin gönlüne zina düşüncesinin arız olması, onu işleyenin durumuna düşmeleri demektir.
22.BÖLÜM
SUFİLER’İN SEMAI
‘Sözü dinleyip, en güzeline uyanları müjdele! Onlar Allah (cc)’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Onlar, akıl ve basiret sahibidirler’ (Zümer Suresi, Ayet: 18)
Bütün sema’ın harareti, yolu, duygusunun burudeti üzerine gelince, gözlerinden yaşlar boşanır. Bazen bu vecdden de ürperti ve titremeyle zahir olur. Beyne ve ruha da etkisi vardır.
Ehl-i batıl, heva sahiplerinden de bütün haller nakledilir.
Kalb incelendiğinde duaya yönelinmelidir.
Allah korkusundan, derisi ürperince Cenab-ı Hak Cehennemi haram kılar.
Semaın ihtilaflı olanı, name ile söylenen şiirlerin dinlenmesidir.
Sema, nefse hitabı, eş ve cariyelerin şöylesi eğlenceli ve Hakk’a davet itibariyle haram, şüpheli ve helal pozisyonu sözkonusudur. Bunların helal ve şüpheli hallerine de acz-u müsamaha gösterilmesi uygun değildir.
Sema yapanın diri bir kalb ve ölü bir nefisle sema yapması gerekir. Aksi halde sema helal değildir (Abdurrahman es-Sülemi)
Nefsini rahatlatmak için, hal iddiasından uzak olarak sema yapanın raks ve semaı faydalı da değildir, zararlı da...
Şeyh ve manevi liderlerin raksetmeleri hiç yakışık almaz.
SEMA’I İNKAR EDENLER
1-Sünnet-i Seniyye ve Asar’dan habersizdir.
2-Kendisinin iyi amellerine aldanmıştır.
3-Soğuk tabiatlı, zevkten nasibi yoktur.
Haram olan, mücerred değil, fitne endişesidir.
Taat, zahiri sıfatların sırrı, vecd batıni sıfatların özüdür. Zahiri sıfatlar hareket ve sükunet, batıni sıfatlar ahval ve ahlak şeklindedir.
23.BÖLÜM
SEMA’A KARŞI ÇIKANLAR
Sema, temkin ehli ariflerden başkası için sahih olmadığı gibi, mübtedi müridlere de mübah değildir.
Şarkıyla çokça meşgul olan, sefih sayılır. Sefihin de şehadeti muteber değildir. (İmam Şafi’i).
Şarkı kalbe nifak tohumu eker. (Abdullah b. Mes’ud)
Şarkı zinanın büyüğüdür (F. b. İyaz)
Sema, eğer bir oğlanın sesini dinleyerek yapılıyorsa, ona fitne karıştığından, dindar kimselerin bunu reddi gerekir.
Tasavvufun tamamı ciddiyet’dir.
24.BÖLÜM
SEMA’A İHTİYAÇ DUYMAYANLAR
Vecd, kaybettiğini hissetmektir.
Ehl-i batın, nefsinin hevasını bulduğunda vecde ulaşır. Ehl-i Hak ise, kalbinin muradına erdiğinde vecd duyar.
Nefsin perdeleri, arızi ve zulmani hicaplar, kalbin perdeleri ise semavi ve nurani hicaplardır.
Vecd bazen manaların anlaşılmasından, bazen de sadece musıki ve namelerin tesiriyle olur.
Vecd kaynağı Hak Teala olan, bir varidatdır. Allah’ın zatını murat eden O’nun (cc) indinden gelenle yetinmez. Mekan-ı kurba erişmiş olan kimseyi nezd-i ilahiden gelen bir varidat meşgul etmez ve harekete geçirmez. Varidat kulun Allah (cc)’a uzaklığını gösterir. Halbuki kurb makamındaki kimse aradığını bulmuştur.
Varidat güçlü ve kamil olanı değiştirmez. Hz. Ebubekir (ra)’in sözüne telmihen.
‘Allahım! Beni gözü yaşlı olmakla merzuk kıl’. (H. Şerif)
25. BÖLÜM
SEMA ADABI
Sıdk, ciddiyet, halis niyet, vakar ve semadan önce istihare, bereket ve istifade için dua.
Sema meclisinde vecde davetiye çıkarmaktan korkmalıdır.
1- Vecd gelmeden, vecd gösterisinde bulunulursa:
1- Allah’a yalan isnadı
2- Halkı aldatma
3- Salah düşüncesinin bozulmasına sebep olur.
4- Halkı batıl yola zorlama.
En güzeli, vecd anında hırka yırtmamaktır.
Hırkayı parçalayıp dağıtmak Sufilere göre ahdi yenilemektir.
Hırka hususunda söz hakkı, şeyhindir.
Sema’a ehil olmayanın katılması mekruhtur.
26.BÖLÜM
HALVET, ÇİLE VEYA ERBAİN
Erbain, sair zamanlarda hak, ters düşen arzuların bastırılması için yapılır.
Kırk gün ihlasla amel eden kimsenin kalbinden diline doğru hikmet pınarları akseder, ilm-i ledünne açılan kapı, buradadır.
Kul, insanlardan ayrılıp, Allah-u Teala’ya yönelmesi sayesinde mesafeler kat’ederek nefis madeninden ilim cevherini çıkarır.
Erbain’de muvaffak olmanın şartı, şartları ihlasla yerine getirmektir.
Halvette nefsin arzularından uzaklaşma vardır.
Peygamber Efendimiz (sav) de nübüvvet öncesi halvet yaşamıştı.
27. BÖLÜM
HALVETTE VAKİ OLABİLECEKLER
Halvet, dinin selameti, nefis ahvalinin yok olması, amelin Allah için yapılması içindir. Keşf ve Fetih mülahazasıyla yapılan halvet fitneye düşme demektir. Taleb edilecek istikamettir; keramet değildir.
Dinin esaslarına uygun halvet, kalbi nurlandırır, dünya rağbetini keser, zikrin tadına erdirir, namaz, tilavet vs. ibadetlerin ihlasla yapılmasını sağlar.
Bazen zihne hayaller düşer ki, bunları vehametle karıştırmamak lazımdır.
Zikre, hususiyle ‘La ilahe illallah’ mülazemet esastır.
Kalbe yermeşen kelime-i tevhid, kalbe yerleşince nefsin itirazlarını önler. Zikir nurunun kalbe bir cevher halinde yerleşmesi, halvetten gaye budur.
Bazı hayaller asılsız bazen de mevhibe-i ilahi olarak belirir ki, onlar da hakikatle irtibatlıdır.
Hakikatler misal elbisesinden sıyrılarak, özel bir haber ve keşif halini alır.
Mükaşefelerin hepsi yakin duygusunu takviye içindir. Asıl kayine ulaşan kimsenin bunlara ihtiyacı yoktur. Her ne olursa olsun, takva ve zühdün hakkı verilmeli, asla aldanılmamalıdır.
28. BÖLÜM
HALVETE NASIL GİRİLİR
Dünyada tecerrüd, halvete girip, gusül, iki rekat namaz, gözyaşı tevbe, ahlak-ı zemimeden arınma, cemaatle kılınacak namazlara sadece devam.
Halka halveti belli etmeme, daim zikr-i İlahi ile meşgul olma, hayale başka şeylerin girmesine izin verilmemelidir.
Daim abdestli bulunmaya çalışılmalıdır. Uykuya karşı mücadele etmelidir.
Azık, tuz ve ekmektir. Çok zor durumda katık da alınabilir.
Kıllet-i Taam, Kıllet-i menam, Kıllet-i kelam, uzlet ani’l enam esastır. Yeme, tedricen azaltılabilir.
Açlığın sınırı; ekmek-katık ayırt edilemeyecek seviyeye gelmesi.
Belli bir dönemden sonra Allah (cc) yemeği unutturur. Unutmasa bile, kalbin nur ile dolması, ruhun çekici kabiliyetini güçlendirir. Ruh, onu kendi merkezine ve alem-i ruhanideki yerine doğru çıkmaya başlar. Bu sayede salik, nefsani şehvet duygularından nefret eder. Lüzumsuz, konuşma gibi, şeyler nefsi uyarıcı etki yapar.
Fakat Cenab-ı Hakk’ın mevahib-i İlahiyesi buna münhasır değildir.
Erbain için tercih edilen zaman: Zi’l-Ka’de, Zi’l-Hicce’nin ilk on günüdür.
29. BÖLÜM
SUFİYYENİN AHLAK ANLAYIŞI
Ahlakta model Peygamber Efendimiz (sav)’dir. O (sav)’nun ahlakıyla ahlaklanmak esastır.
Rasulullah (sav)’dan Şeytani sıfat sökülüp alınmıştır.
Bazı sıfatların bulunması ise Allah (cc)’ın Nebi’sini (sav) özel rahmeti ile terbiye etmesi ve ümmetine örnek almasına vesiledir.
Tasavvuf halka iyi muamele, Hakk’a sadakattir.
İyi geçim, sabır, cömertlik, ülfet, nasihat ve şefkat hukuk-u azimdendir. Allah (cc)’ın ahlakıyla ahlaklanmak hedeftir.
Güzel ahlak, insanı Cennet’e götürür.
30. BÖLÜM
SUFİLERİN AHLAKI
1-Tevazu:
Her davete icabet, hediye kabulü, selam verme, selam alma.
Kendinde bir değer görmeme, hakkı her kimden olursa olsun kabul etme, herkesi kendinden hayırlı görme.
Böbürlenerek yürümeme, insanın yaratılığı şeye bakması.
Zillet ve meskenete düşmek, uygun değildir.
2-İnsanlara yumuşak davranmak:
Halkın arasına karışıp ezalarına sabır, uzletten daha hayırlıdır. Öfkeyi yutma, aff-u safv memduhdur.
Yumuşaklık hayırdan nasipdarlık demektir.
3-İsar:
Kendileri muhtaç iken başkalarını kendilerine tercih edenler.
Kendisini mülkün emanetçisi görenin isarı en sağlıklı isardır.
Huzeyfetü’l-Adevi’nin Yermük’teki su hadisesi, Ebu Talha ve misafiri Sa’d b. Rebi ve Abdurrahman b. Avf kardeşliği.
Cömertlik, buhl’la kazanılır
4-Afv ve Müsamaha:
İhsan sana kötülük yapana iyilik yapmandır. İnsan, güneş, rüzgar ve yağmur gibi umumidir.
5-Güler Yüzlülük ve Tatlı Dillilik:
Güler yüzlülük, tebessüm, sadakadır.
mü’minin kalbinin aydınlığı yüzüne vurur.
Sevinç ve neşe Allah için ve O’ndan (cc) ötürüdür.
6-Şakalaşma ve Yumuşak Muamele
Sufiyye ahlakındandır.
Rasulullah (sav) latife ve şaka yapardı.
Mübtedilerin çokça şakalaşmaları uygun olmaz. İşin içine nefs karışabilir.
İnsanları rahatlatmak için şaka yapılsa da, halvette ciddiyyet esastır.
Mizah bast ve recadan ileri gelir,
7-Yapmacık Davranışları Terketmek:
Tekellüf, nefsin arzusu üzere insanlara gösteriş olsun diye yapılan yapmacık hareketlerdir.
İkram ederken dahi tekellüften uzak peygamberane ahlaktır.
ziyaretçiye elde olanı, davetliye elden geleni ikram etmek esastır.
8-Mal Biriktirmeyi Terketmek:
Rasulullah (sav) ertesi gün için evde bir şey bırakmaz ve bıraktırmazlar.
Sufilerin Cenab-ı Hakk’ın hazinelerini deniz gibi (tükenmez) bilir.
Allah (cc) kuşlar gibi tevekkül içinde olmak
9-Aza Kanaat Etmek:
Kanaat rızadan kaynaklanır. Şerefi artırır. Fitnelerden korur. O, tükenmez hazinedir. Az malın şükrü daha kolaydır.
10-Münakaşa ve Cedelden Uzaklaşmak
Hakkı söylemenin dışında cedel ve münakaşadan uzaklaşma.
Nefisten gelen öfkeye kalbi hilm gösterme
Öfke anında nefsi itham etme, pozisyon değiştirme.
Öfke ve normal halde hükmetmek ancak nefsini dizginleyebileceklerin işidir.
11-İnsanları sevmek ve onlarla iyi geçinmek:
Mümine merhamet, kardeşlik.
Geçinemeyen ve geçinilemeyende hayır yoktur.
İyi kimselerle ülfet ve ünsiyyet kalbe inşirah verir.
Sevgi ile itaat, korkarak itaatten daha faziletlidir.
Allah (cc)’ın sevdikleriyle beraberlik O’nun (cc) sevgisine götürür.
12-İyilik Yapana Teşekkür ve Dua:
Sufinin hakkın varlığını kabulü, hakkın vücudunu perdelemez, O (cc) her şeyi açık seçik görür.
Nimete hamd, nimetden daha değerlidir.
Sufinin teşekkürü, teşekkülün kemalinden, inancın nimeti Allah (cc)’dan görmelerindendir.
13-Makamı Müslümanlara Hizmet İçin Kullanmak:
Makamı hizmet için isteyenler, ölmeden evvel ölenler içindir. Nefsin hilelerinden emin olmayanın fitnesinden korkulur.
Bilgisizlikle insanlara zarar vermemek.
İnsanların cehaletine sabretmek
İnsanların elindekilerine talip olmamalı, kendi elindekini onlar için harcamak. Riyasete liyakat için gerekli şartlardır. (Sehl b. Abdullah)
31. BÖLÜM
TASAVVUFTA EDEB
Ebed, zahir ve batın terbiyesidir.
İnsan edebe (ahlaki değişikliğe) ehil yaratılmıştır.
Edebin menbaı, iyi seciyedir. Kimse halindeki seciye mümarese ve riyazetle fiile çıkarılarak edeb ve terbiye kazanılır.
Bazen mümarese ve riyazete ihtiyaç duyulmaz.
İlim edeble anlaşılır
İbadetteki edeb, hizmetten daha yücedir.
Taat Cennet’e, taatteki edeb, Rıza-yı Bari’ye ulaştırır.
Zahiri su-i edeb, zahiri ceza, batıni dolanı da batıni cezayı mucib olur.
32. BÖLÜM
HUZUR-U İLAHİ’DE EDEB
Bu edeb, Rasulullah (sav)’dan alınır.
Sevinçteki ifrat veya bastın halinin aşırısı, varidatın çoğalmasına mani olur.
Her kabz halinde bir ceza sözkonusudur. Kabz bast halindeki ifrattandır.
Bastın itidali mesalih-i ilahiyyeyi nefse kaydırmamaktır.
Göz, basiretle istikamete erer.
Sultandan küçük şeyler istenmez. Kurb nedeniyle haşmet perdesi müstesna.
Arif için edeb, mübtedi için tevbe mesabesindedir.
33. BÖLÜM
TAHARET ADABI
İstinca, Kıble’ye yönelmeme,
Pisliği izale ve kullanılacak taş ve suyun temiz olması istibra, idrar kalmaması için yapılan temizlik hareketi istinca, öksürme gibi hareketlerle iyice temizlenme.
Temizlikte Şeytan vesvesesine fırsat verecek aşırılıktan sakınılmalıdır.
Def-i hacet halinde istitar (nazar-ı nas’dan gizlenme)
İdrar serpintilerinden ictinab edilmelidir.
Gusledilen banyoya bevletmemek.
Duaları yerli yerince okumak
Girişte sol ayak, çıkınca sağ ayak
İsm-i İlahi bulunan şeyleri yanından bulundurmamak
34. BÖLÜM
ABDEST ADABI
Abdestden önce -adabıyla- misvaklanmak
Abdest dualarını okumak
Farzlarını noksansız yapmak, tertibe riayet etmek
Sünnetlerine riayet etmek.
35. BÖLÜM
HAVASS’IN ABDEST ADABI
Uzuvlarını huzur-u kalb ile yıkamak
Daim abdestli bulunmak
Suyu israf etmemek, i’tidal sınırına vakıf olmak
Zahiri temizliğe kafi miktarda önem verip, asıl batına yönelmek.
36. BÖLÜM
NAMAZIN FAZİLETLERİ
Namaz, felaha götürür.
Namaz kılan, ateşte ısınan ve eğrilikleri düzeltilen ağız gibidir.
Namaz, kul ile Rabb’i arasında kavuşma vesilesidir.
Namaz, Allah’ı hatırlatır.
Namaz kılan bütün azalarıyla dua halindedir.
Namaz kılan ehl-i semanın bütün hallerini cem’etmiştir.
Namazda sürat ve acele, felah kapılarını kapatır.
37. BÖLÜM
NAMAZIN KEYFİYYETİ VE ADABI
Abdest, vakit girmeden alınmalıdır.
Sünnet, insanı farza hazırlar, berekete vesile olur.
Sünnet-farz arası tevbe edilir.
İlk tekbirler ruhi ve bedeni tam konsantrasyona girilmelidir.
Kıyam, rüku’, secde hallerinde okunması farz, vacip ve mendub olan dualar okunur. Gözler secdede açık bulundurulur. Zira onlar da secde ederler. Namazda Mirac sırrı vardır. İmam, sultanın kapısında duran elçiye benzer. Temsil ettiklerini unutmaz ve onlara tercüman olur.
38. BÖLÜM
NAMAZIN ADABI VE SIRLARI
Kalbi dünyevi şeyle meşgul etmeme. Maddi-manevi.
Namazda istikamet üzere olma, namaz hırsızlığına girmeme, kişiye namazda yazılacak ecir, kalb huzurudur.
39. BÖLÜM
ORUCUN FAZİLETİ VE TESİRİ
Oruç, sabrın yarısıdır. Şehveti kırar.
Oruç, Allah (cc)’a doğru seyahattir. Hikmeti doğurur.
Melekut kapıları oruçla çalınır.
Mide doldurulan en şerli kaptır.
40. BÖLÜM
ORUÇLA İLGİLİ MUHTELİF GÖRÜŞLER
Kalb selameti oruçta görülüyorsa, oruca devam edilir. ara-sıra oruç bırakılır. Bayram ve teşrik günleri hariç, savm-dehr tutulabilir.
Oruç tutma sıra ve keyfiyeti kalbin ve nefsin durumlarına göre farklı değerlendirilmiştir.
Kimileri orucun bozulmasını mübah ve iyi görürken kimileri çirkin görmüştür.
Eyyam-ı beyz, Şaban’ın ilk 15’i Zi’l-Hicce ve Muharrem ayının ilk 10 gününde oruç müstehabdır.
41. BÖLÜM
ORUCUN ADABI
Zahir ve batın bütünlüğü selameti.
Yemeğin normal zamanlarda daha az yenmesi
Oruçla nefis zarurete alıştırılırsa diğer zaruretlere geçilir.
Sahur yapmak, iftara acele etmek. İftarın namazdan önce olması sünnetdir.
Gıybet gibi ma’nevi arazlardan ictinab.
Sufiler orucun da alışkanlık haline gelmesinden hoşlanmazlar.
Oruçsuz bir cemaatin sohbetine katılanın da oruçsuz olması adabdandır. Belli bir programı olanların ise oruca devamlılığı uygun olanıdır.
Orucun bozulmasındaki ve bozulmamasındaki efdaliyet niyetleri sadakate bağlıdır.
Yediklerinizi zikirle eritiniz (H. Şerif)
Mümkün mertebe gizlenmek.
42. BÖLÜM
YEMENİN FAYDA VE ZARARLARI
Niyetle adet ibadete döner.
Sufi vaktini Allah’a vermiştir.
Sufi adet olan şeylere ancak zaruret miktarı rağbet eder. Vukuf rutubeti (su) hararet-i nefis, (toprak) serinlik (ruh) hususiyeti vardır. Dengeli olmaları esastır.
Yiyecekler helal olmalıdır.
Yemekten önce eller yıkanır besmele çekilir, Mün’im olan Allah hatırlanır.
Kalbin bozulması lokmadan geçer.
Nimetin değerini takdir, şükür sayılır.
43. BÖLÜM
YEME-İÇME ADABI
1-Tuzla başlayıp, tuzla bitirmek
2-Topluca yemek, bereket olur.
3-Yer sofrasında yemek
4-Lokmaları küçük küçük almak ve iyice çiğnemek, yaslanmadan yemek
5-Önce yaş ve ilim bakımından üstün olan kimsenin başlaması,
6-Sağ el ile yemek
7-Kendi önünden ve yemeğin kenarından yemek
8-Kusur aramamak
9-Yere düşen lokmayı alıp yemek
10-Parmaklarını yalamak.
11-Yemek kabını iyice sıyırmak
12-Yemeğin içine üflememek
13-Sofrada sirke ve yeşillik cinsinden şeyler bulundurmak.
14-Yemekte suskun durmamak
15-Et ve ekmeği bıçakla kesmemek.
16-Sofradakiler ellerini çekmedikçe yemeğe devam etmek.
17-Ekmek konulunca başka bir şey beklememek
18-İyice acıkmadan yememek, iyice doymadan da kalkmak.
19-Hizmet edene en azından yemekten birkaç lokma yedirmek.
20-Kalkınca hamdetmek.
21-Dişleri ve elleri temizlemek, dişlerdeki kırıntıları yutmak.
22-Elinin ıslağı ile gözleri meshetmek
23-Yapmacık davranışlardan sakınmak. Şüpheli yiyeceklerde istiğfar.
24-Bir topluluğun yanına tam yemek vaktinde gitmemek.
25-İkramda tekellüften sakınmak. İkram etme niyeti müstesna...
26-Konulan yemeği küçümsememek
27-Davete icabet etmek.
44. BÖLÜM
SUFİLERİN GİYİNME ADABI
Elbisenin helal ve temiz olması esastır. Sıcak ve soğuktan korumak.
Giyilen elbise, bulunan mevki ve makamla tenasüb içinde olmalıdır.
Nefsine galip gelen, hırstan uzak, hüsn-ü niyyet sahibi kimselerin güzel ve yumuşak elbise giymelerinde bir beis yoktur.
Kibre sebep olacak, nefsin heva ve hevesini teşci edecek giysilerden sakınılmalıdır. Şüpheli şeyleri terk etmek.
45. BÖLÜM
GECELERİ İHYA ETMENİN FAZİLETİ
Kalb ve nefis birbiriyle mücadele ettiği sırada, şartlarına riayet ederek, dengeli bir şekilde uymak. Salih ise, müridlerin kalblerinin sükun bulmasına sebep olur.
Ruh, kalb ve üns, uykunun yerini tuttuğunda az uyku zarar vermez.
Gece elde edilen nimetler, gündüze yayılır. Bu durumda kalb ilahi nurlarla dolar.
Geceleri namaz kılanın yüzü, gündüzleri ak olur.
46. BÖLÜM
GECELEYİN KALKIŞ VE UYKU ADABI
Akşam namazını evrad-u ezkarlar beklemek, gece kalkışı akşam ile yatsı arasını ibadet ve zikirle geçirmek.
Yatsıdan sonra konuşmamak. Abdest tazelemek.
Nefis derin haz almaya çalışır. Hakkı verilir ama hazzı verilmez.
Alışkanlıkları değiştirmek de gece kalkmayı kolaylaştırır. Midenin yemekle dolu olmaması. Yeniler yiyecekler tilavet zikir ve istiğfarla eritilmelidir.
İhtiyaten vitir uykudan önce kılınmalıdır. Taze abdestle sadık rüya zahir ve batının temizliğinden geçer.
Rüyada Hak Teala ile konuşanlar olur ki, emir ve nehy alırlar. Bu zahiri emir ve nehy gibidir. Kendileri hakkında gafletten kurtulmak için abdeste azami dikkat gerekir. Mesela, gece yatarken mesnun olan dura ve sureler okunur.
47. BÖLÜM
GECE NAMAZI VE ADABI
Akşam ezanıyla ikameti arasında iki rekat namaz ve farz namazdan sonra da iki rek’at namaz kılınır.
Akşam ile yatsı arası ibadet gündüzün günahlarını siler. Yatsıdan sonra da dört veya iki rekat nafile kılar. Eve girince dört rek’at daha kılar.
Uyanacağından emin olmayanın vitir namazını yatmadan kılmalıdır. Gece kalkınca gönlü sadece Allah (cc)’a vermeli.
Daima Allah (cc)’a iltica edilmelidir.
Su ile temizlenip, Kur’an okunduğu zaman iki temizleyici bir araya gelir (zahiri ve batıni). Böylece Şeytan’ın vesveseleri, te’sir ve aldatmalar zail olur.
12 rek’at teheccüd namazı kılınır.
48. BÖLÜM
GECEYİ BÖLÜMLERE AYIRMAK
Gecenin tamamını ihya edemeyenler üçte birini, üçte ikisini, veya altıda birini ihya etmeleri müstehabdır.
Gece ibadeti şuurlu yapılmalı. Uyku gibi sıkıntı veren şeyler giderilmeli.
Tan yerinin ağarması (uykuyla geçirilerek) gece ibadetine tercih edilmemeli.
Kurb makamına erenler artan bir şevkle gece ibadetine müdavimlerdir.
Gündüz işlenen günah, kusur, gece ibadetine mani olur. Dünyevi işle çok fazla iştigal.
49. BÖLÜM
GÜNDÜZÜN ADABI
Tan yeri ağarmadan abdestli olarak sabah namazı beklenir.
Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında kılınan namaz, günahlara keffaretdir.
Sabah namazı, sünnetinden sonra tevbe istiğfar getirilip, dua edilir.
Efendimiz (sav)’e salat-u selam getirilir.
Sabah namazından sonra münacaat yapılır.
50. BÖLÜM
GÜNLÜK İBADETLERİN VAKİTLERİNE GÖRE DAĞILIMI
Sabah namazından sonra yerinden kalkmadan Kıble’ye yönelik olarak oturup, evrad-u ezkar okunur. Kerahet vaktinde uyumamalıdır.
Güneş iki mızrak boyu yükselince iki rekat namaz kılınır.
İşe gidecek bir kimse evden çıkmadan önce iki rekat namaz kılar; eve döndüğünde de iki rek’at kılar.
Sabahla öğle arası iki veya on iki rekat kuşluk namazı kılar.
Dışarıda hizmeti olmayan taat, tilavet, zikir ve münacaatla meşgul olur.
Kuşluk sonrası namazdan sonra biraz uyumak iyidir. Gece kalkmaya yardımcı olur. Kalbi saflaştırır. Zeval vaktine bir saat kala kalkar. Tilavet ve zikirle meşgul olur.
İbadet-ü ta’ate çoluk-çocukla meşguliyetten aşırı bir gevşeklik hasıl olur. İbadete olan isteksizlik giderilmedikçe namaza durulmaz. Bu da halk içinde Hakk’la olmaktan geçer.
Ruhu daim hak huzurunda bulunanlara ise halkla beraber olması zorluk vermez, bilakis ibadet gibi olur.
Öğle ile ikindi arası ibadet ve tilavetle geçirilir.
Ağzın tadı değiştiğinde misvak kullanılır.
Hevanın, dünyanın ve nefsin galebesiyle ibadetten geri kalan kalbiyle bunun ezikliğini yaşar.
İkindiden sonra nafile ibadet vakti bittiğinden tilavet ve zikirle meşgul olur veya sohbet dinler.
51. BÖLÜM
MÜRİD-MÜRŞİD MÜNASEBETLERİ
Mürid, mürşidin önünde bulunmaz. Ondan önce işe ve söze başlamaz. Şeyh konuşurken ses tonuna dikkat eder.
Mürid gerek malında, gerek şahsında şahsi tercihte bulunmaz.
halinde ve hareketlerinde açıklanması gereken bir şey hisseden mürid, bunu şeyhinden sorarak çözümler.
Mürşid, müridin problemlerinin halline çalışır ve onları giderir.
Rasulullah (sav) için Cibril (as) bir vahy emini olduğu gibi, mürşid de mürid için ilham eminidir.
Mürşid konuşurken, şaibeli, parlak, nefse hoş gelen söz ve davranışlardan uzaktır.
Mürid, şeyhinin makamından daha üstün bir makam aramaz.
Şeyh için arzu edilen şey, müride daha yüksek dereceler kazandırır. Tam teslimiyetle mürid gıyabi huzur edebine nail olur.
Yüksek sesle konuşmak vakarın gitmesine sebeptir. Kalbde hürmet ve vakar olduğu zaman dil, ma la ya’niyyat ve garabetten kurtulur.
Şeyhe (büyüğe) temsil ettiği makam muktezasıyla hitab edilir.
Yabancılık nisbetinde zahire alaka artar. Şeyh yeni gelenlere önceki müridlere nisbeten daha fazla alaka gösterebilir.
Ebu Mansur el-Mağribi:
Şeyhe hizmet, ihvan ve akranla da arkadaşlık edilir.
Şeyhde görülen beğenilmedik hareket, şeyhin ilim ve hikmet yönüyle bir mazeretinin bulunduğunu bilmesi ve ona teslim olması, müridin edebindendir.
Şeyhin yanında nafile namaza durmamak da adabdandır.
Kendine gelen tecelli, mesbibe, keramet gibi şeyleri şeyhinden gizlemeli.
Kendi terbiye ve eğitimine layık olduğuna inanmadığı şeyhin sohbetine girmemesi edebdendir.
Karşılıklı sevgi ve ülfet hal ve feyz in’ikasına en büyük vesiledir.
Rüya ve halleri şeyhinden habersiz tek başına yorumlamamalı.
Her türlü hacetini arzetmek için acele etmemesi şeyhin hazır hale gelmesini beklemesi adabdandır.
Huzura varırken hususi görüşmelerde şeyhe hediye (sadaka) takdim edilir.

0 yorum yazılmıştır