Google Gruplar
200 KİTAP ÖZETİ - Blogcu




| ANA SAYFA | Sık kullanılanlara ekle | Sitene Ekle | ARŞİV |


| MİLLİ TAKIM VİDEO | BLOGSPOTLAR | EARTH GUİDE | 200 KİTAP ÖZETİ | YURTDIŞINDA TATİL | SEÇİM 1954-2007 | YOUTUBE |

Arkadaşını Siteden Haberdar et!

« Önceki |

  • SSK REHBERİ
  • BAĞ-KUR REHBERİ
  • EMEKLİ SANDIĞI REHBERİ
  • YAŞLI VE ÖZÜRLÜ REHBERİ
  • TÜM YAZI ARŞİVİ

  • SüperTeklif'e üye ol kazan!
  • 50 SORUDA SOSYAL GÜVENLİK REFORMU
  • SSK EMEKLİLİK HESAPLAMA
  • Sigortalı Hizmet Dökümü
  • Sigortalılık Tescil Kaydı Tespiti
  • Emekli Maaşım Bağlandı Mı?
  • Emeklilik Kaydı Sorgulama
  • SSK Adres ve Banka / PTT Değişikliği
  • SSK Rehberlik Hizmetleri
  • 2005 Yılı Vergi İade Mahsuplaşması
  • TÜRKİYE GENEL ŞEÇİM SONUÇLARI 1954-2007
  • 200 KİTAP ÖZETİ
  • MİLLİ TAKIM VİDEO
  • BBC WORLD NEWS
  • BBC LİVE NEWS
  • DÜNYADAN ŞEHİR MANZARALARI
  • CUMHURBAŞKANLARIMIZ
  • YURTDIŞINDA TATİL
  • KURTLAR VADİSİ PUSU
  • Arkadaşını Haberdar et!

    25/8/2007

    TARİH VE BİYOGRAFİ KİTAP ÖZETLERİ

    25/8/2007: ANADOLU VE BALKANLARDA ALEVİ YERLEŞMESİ
    25/8/2007: 27 MAYIS İHTİLALİ VE SEBEBLERİ
    25/8/2007: BUHRANLARIMIZ
    25/8/2007: DİNLER TARİHİ
    25/8/2007: MİSYONERLER VE TARİHÇELERİ
    25/8/2007: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN ÇÖKÜŞÜ
    25/8/2007: TÜRKİYE’DE DARBELER, MÜDAHALELER VE SİYASİ SİSTEM
    25/8/2007: BAHA TEVFİK’İN HAYATI
    25/8/2007: HAZRET-İ ÖMERÜ’L-FARUK
    25/8/2007: HZ. EBU BEKİR SIDDIK
    25/8/2007: ALVARLI EFE HAZRETLERİ
    25/8/2007: HZ. OSMAN ZİNNUREYN (RA)
    25/8/2007: PAN İSLAMİZM
    25/8/2007: İLİM BELDESİNİN KAPISI: HZ. ALİ
    25/8/2007: MEZHEPSİZLER
    25/8/2007: ÖMER B. ABDÜLAZİZ

    25/8/2007

    ANADOLU VE BALKANLARDA ALEVİ YERLEŞMESİ

     

     

    ANADOLU VE BALKANLARDA ALEVİ YERLEŞMESİ

    Yazar : Nejat BİRDOGAN

    Yayınevi : Alev

    Baskı : İstanbul / 1992 / 290 shf.

     

    MÜSLÜMANLIĞIN İLK YILLARINDAKİ BÖLÜNMELER

    İSLAMIN DOĞUŞU:

    İslam; toplumsal yaşamı Bedevilik, siyasal durum soy gütme temeline dayalı bir kavim arasından çıkarmıştır. Peygamberlik ve ilk iki halifenin gelişi ilk anda Araplardaki aşiret ruhunu İslam’ın heyecanıyla uyuşturmuştur ancak daha sonraki yıllarda (Peygamber döneminde) kimi sorunlar baş göstermiştir. Bu sorunlar:

    1-Peygamberin ürettiği çözümlere karşı kendi akıllarını kullanan kişilerin gizli oluşturdukları Akliyyun topluğu.

    2-Beni Haşim ve Ümeyye oğulları arası çekişmenin dindarlık, adam kayırma, saygısızlık biçimlerinde iyice gelişmesi.

    Haşimoğullarının bu çekişmedeki dayanakları Şiilik; yani peygamber çocuklarına ve Ali yandaşlarına sevgi duymaktı. Böylece Müslüman olan herkesi yanlarına çekmek istiyorlardı.

    Emevilerin herşeye kıyan soyguncu yönetimlerine karşı hoşnutsuzluk vardı. Bu durum peygamberin amcası soyundan olan Abbasoğullarını yönetime getirdi. Abbasiler tüm Müslüman öğeleri bir arada tutan bir anlayışı başarı ile sergilediler. Şiilik; ilk Abbasi halifelerinin kendilerini yönetime getiren Ebu Selem ve Ebu Müslim’in alçakça öldürülmeleriyle acı duygularla gömüldü. Bu katliam sonucu halifeliğin Abbasilerde değilde, peygamberin kızından doğan çocuklarda değişimini öngören fikirler güçlendi. Bu çocuklar haksızlığa uğramış kişiler olarak şiileri tuttular.

    Bu arada Abbasilerde baş gösteren bazı problemler şunlardır:

    1- İran’ın baş kaldırması. İmam Rıza’nın öldürülmesi.

    1. Şuubilerin devleti olmak istemesi.
    1. Arap-İran çekişmesi olurken Türklerin yargıyı ele geçirmesi.
    2. 11 beyliğe parçalanma.
    3. Bu parçalanmayla Bizans ve Ermenilerin harekete geçmesi, Fas ve Kaşgar’ın kan gölü olması.

    6-Selçukoğullarının tarihi imparatorluğu Asya’da boy göstermesi.

    Büyük Abbasilerin parçalanması İslam dünyasını bunalıma soktu. Ekonomik ve siyasi anarşi baş gösterdi. (Yolsuzluk ve kadınların yönetimde söz sahibi olması) Hatta İbnül Furat ve Müktefi gibi bazı halife ve vezirler halkın paralarına el koyuyorlardı. Bu acımasızlık toplumsal yaşamı da etkiledi. Kadınlar alınıp satılmaya başlandı. “Hoca”, “Cemaat” örneği Abbasi halifelerinin yeminlerini bozmasıyla da yeni mezhepler gelişti:

    1-Siyasal amaçlı.

    2-Yöntemsel amaçlı.

    Siyasal amaçlı Marika Ali düşmanlığını; Şia Ali yandaşlığını savunuyordu. Ali’ye tanrılık verenlerde oldu. (Galiyye mezhebi)

    Akliyeciler kadercilere savaş açmışlardı. Akılcı mezheplerin en büyüğü “Mu’tezile” idi. Kadercilik yandaşları tehlikeli bir yol tutmuşlardı. Ne yazık ki, Halife Mütevekkil dönemindeki gericilik ve bağnazlık Mu’tezile akımını durdurdu.

    Mozdek dinine bağlı Sembodin mezhebine göre, Ebu Müslim öldürülürken bir güvercin donu ile kaçmış ve şimdi madenden bir kulede mehdi ile oturmaktaymış.

    Batıniliğin kurucusu Mecusilerdir. Bunlar Kur’andaki Taha, Tahsin, Şad, Elif Lam Mim gibi ayetlere anlamlar veriyorlardı. Gıyas El-beyan kitabıyla bunları topladı.

    Sünni sayılan Maturidiliğin aslında Sünni kurallarla alakası yoktur. Akıl, görüş ve düşünmeye önem verir. Mezhep çekişmelerini bir kenara bırakıp bilim ve tekniğe el atmışlardır.

    Birara kadılar saçlarını dağıtıp Hüseyin aşkına saçlarını dağıtıp Gadir-i Hum bayramı yapınca Sünnilerde 28 Zilhicceyi bayram yaptılar.

    Buğra Han Batıniliği ortadan kaldırdı. Dindar Türkistan hanları adil yönetimleriyle dini basamak yapanlara izin vermiyorlardı. Bu dönem ortaya Fahreddin Razi çıktı.

    8. yy.da Süfilik doğdu. Ebu Haşim ilk zaviyeyi kurdu. İlk Süfiler keşişler gibi yaşıyorlardı. Tartışmazlar, mürid toplamazlar ve ayin yapmazlardı. Bunların izlediği yola “Tarik” denirdi. Her tarikat kendini peygambere ulaştıran bir soy kütüğü düzenledi. Bu soyağaçları Cehar Yar-ı Güzin’e aşılanıyordu. Sonraları Ömer ve Osman unutuldu.

    Tasavvufun baş yapıtları Sünni görünmesine karşın; aslında Sünnilere reddiye olan tarikatlarda ve Anadolu Aleviliğinde verilmiştir.

    Yaşamın heyecan atılımlarını çürütüp insanları uyuşturan tasavvufi bilgisiz yapı ve temsilcilerle tembellik kaynağı oldu. Kandırmacı şeyler türedi. Bunlar uyuşturarak saltanat elde ettiler. Bunlara baş eğen sultanlar dahi oldu.

    Sünni tarikatlarının oluşumu; asıl olarak her açık gözün bir vakıf sağlamak ve zengin olmak istemesi idi. Sayıları çoktur. (Nakşilik, Sadilik, Halvetilik…)

    İşte Anadolu Aleviliğini oluşturan Oğuzlar ve Kürtler Horasan’dan Anadolu’ya indiklerinde İslam dünyası acıklı bir görüntü çiziyordu.

    ANADOLU VE BALKANLAR:

    200 yıllık göçler Anadolu’da sağlam ve erimeyen bir Oğuz kütlesi bıraktı. Bu nedenle Anadolu Selçukluları sağlam temellere dayanır. Göçler Anadolu’da yerleşik hayata geçip Müslümanlığın Sünni kolunu seçtiler.

    13. yy. da egemen soy Selçuklular üçe ayrılır:

    1- Göçebeler: Babaman ayaklanmasını gerçekleştirdiler. II. Gıyaseddin Türkmenleri öldüren Frenk askerlerine 3000’er altın ödül verdi ve Konya’da eğlenceli yaşama başladı.

    2-Köylüler: İslama pek ısınmayan Türk toplumları İsevi inancına sahip köylere yerleştiler.

    3-Kentliler: Müslümanların tüm izin vermeyişine rağmen Selçuklular başta dinsel bir yöne kaymadılar. Bugün Anadolu Alevilerinin atası olan Türk ve Kürtler olmasaydı İslam dünyası 13. Yy. da yok olabilirdi.

    Anadolu Aleviliğinin batıya kaymasına sebep dervişlerdir.4’e ayrılır:

    1-Gaziler ve Alpler: Medrese eğitimi alırlardı.

    2- Ahiler

    3-Bacılar

    4- Abdallar: Şii ve Alevi zümrelerdi. Bekar kalır ve zaviyelerde yaşarlardı. Dilenirlerdi.

    Dervişler ortaçağ hukukuna karşı çıkmışlar ve kitleleri ruhen fethetmişlerdir.

    Çoğu kaynaklara göre Osman Bey Kur’an bilmiyordu.

    Evliya menkıbelerinde bir özenti ve Sünni korkusu vardır. Bu da illa dört halifeliğe bağlılıktır.

    Burak Baba Hz. Ali ‘nin İlhanlı hükümdarı Olcaytu kişiliğinde yeniden doğduğuna inanıyordu.

    Caferilikte ruh göçünün ve ölmezliğinin batıl sayılması Anadolu Aleviliği ile bağdaşmaz.

    Fuat Köprülü Barak ile Burak arasında ilişki kurar.

     

    KIZIL DELİ BEKTAŞİLERİ:

    Müsahiplik yoktur. İçki (dem) vardır. Kara kuvvetlerinin kurulması bunlar sayesindedir. Çağdaş güreşin özünü kurallaştırmışlardır. Mücerred (evlenmeyen) halifelik dergahları vardır.

    İmam Cafer’üs Sadık’ın oğlu (İsmail) ‘i imam tanıyanlara İsmaili denir. Mehdinin İsmail olduğunu savunurlar. Onlara göre Tanrının hücceti yeryüzünde eksik olmaz. Susan hüccetlere sahip olanlar sır sahipleridir.

    Adem peygamberliği ve veliliği tam olarak gönderildi. Onun 7 varisi vardır. Yedincisi Nuh peygamberdir. Nuh’un yedinci varisi İbrahim, onunki Musa, onunki İsa, onunki de Muhammed’dir.

    İsmaililer İmam Hasan’ı tanımazlar.

    Sultan Abdülmecid Bektaşilerin yok olmaması için fermanlar göndermiştir.

    Altın küpeli oğuz beylerinin ve tahta kılıçlı oğuz erenlerinin şaşıracak bir program düzgünlüğü ile Anadolu’ya getirdikleri Alevilik tam bir Türkmen inancıdır.

     

    HACI BEKTAŞİ VELİ

    Hazreti Pir kutsal adıyla anılır. Horasanlıdır. Soy ağacı İmam-ı Ali’ye dayanır. Çocukluğunda gerek din gerekse dünyasal yönden olağanüstü hünerler gösterir. Hoca Ahmet Yesevi’ye bağlanır. Halifeleri kanalı ile Anadolu’nun ve balkanların Türk- İslam olmalarını sağlar.

    Ölümünde baş ucunda öğrencileri olmasına rağmen bir boz atlı kılığında yüzü peçeli olarak gelip kendi cenazesinde imamlık eder; gömüldükten sonra ayrılıp gider.

    Baba İshak ayaklanmasında ortadan kaybolur. Bu sırada hacca gitmiş olabilir. Mevlana ile düşmandır.

    Anadolu Aleviliğinin baş mimarıdır. Kadın-erkek birlikte tapmayı ve birlikte müzik uygulayıp semah dönmeyi başlatmıştır.

     

    ANADOLU’DA ALEVİ- TÜRKMEN OYMAKLARI

    Çepniler: Önemli kısımları şiidirler. Safevi hükümdarlığına bağlıdırlar. Kanuni döneminde “kızılbaş” sıfatını takınmışlardır. Hacı Bektaş’ın burun kanını içtiği için gebe kalan ve doğan iki çocuktan tüm Hacı Bektaş soyu türeyen ana Çepni boyundan Kadıncık Anadır.

    Beğ Dililer: Kanuni döneminde vardırlar. Viyana seferine katılmışlardır. Dervişleri gülbank çekerek askerleri coştururlarmış. Sancaklara ayet yazarlarmış.

    Tahtacılar: Alevi oymaklarının Türkmen kökenli olanlarıdır. İki evlilik yasaktır. Yarı göçebe olduklarından portatif eşya kullanırlardı. Aralarında dinsel uyum vardır. Pirlere ve ziyaretlere yan ve sürünerek giderlerdi.

     

    ANADOLUDA DİL VE İNANÇ DEĞİŞTİREN ALEVİ OYMAKLARI

    Tuğrul Bey’in yanından ayırmadığı Binatlı gibi sadık komutanları Kürt’tür. 1071 Malazgirt Savaşı Kürt’lerin önemli desteğiyle kazanılmıştır. Kürt kökenli Selahaddin Eyyübi’nin ordusu Türklere ve ikincil olarak Kürtlere dayanır.

    Germiyanoğulları bir Kürt-Türk topluluğudur.

    Karakoyunlular da bir Kürt-Türk federasyonudur. Ehl-i Hak inancına da karışmışlardır.(Tanrısallığın ard arda yedi kişide tecellisi) Aşırı şii inancıdır. Ruhun beden değiştirerek yaşadığına inanırlar. 12 imamlı bir inanış olduğundan İsmaililerden ayrılırlar. Mehdi’ye inanır ve beklerler. Kızılbaşlıkla yakın alakaları vardır.

    Şah İsmail’in kızılbaşlığı yaymasıyla Türk-Kürt toplulukları dahada iyi yakınlaşmışlardır.

    Osmanlı; kızılbaş Türkmenlere karşı Şafi ve Hanbeli Kürtlerini desteklemişlerdir. Bölgede olup ta Yavuz’un kılıcından arta kalanlar korkularından dillerini unutmuş ve Kürtlere karışmışlardır.

    Yavuz’un Molla İdris ve Tarihçi Şeref Han’ı yanına alarak yaptığı kızılbaş kıyımıyla çoğu Türkmen oymakları Kürtleştirildi. Ayrıca kimi Alevilerde Sünnileştirildi.

    Anadolu’da bugün Kürtçe ve Zazaca konuşan 5 milyon insan vardır.

     

    ANADOLU ALEVİLİĞİNDE ZERDÜŞLER, MAZDEİZM VE MANİ DİNİ

    Göçebe Oğuz halkı Anadolu’ya geldiğinde nasıl bir dinle karşılaşacağını biliyordu. Aslında Horasan illerinde de Müslümanlarla karşılaşmışlardı. Ulaşacakları yerde “ölmüş hayvan eti yiyen, zina ve hırsızlık yapmayan” yeni dinin Müslümanlık olduğunu da duymuşlardı.

    Kafalarında bazı sorular da belirmişti: “ Allah ne yer, ne içer?” “ Evli midir?” vb. Asya bozkırlarını Müslüman misyonerler doldurmuşlardı. Kimileri sakallı (Haydari) kimileri sakalsız (kalender) idiler. Bunlar kimi din adamları ile birleşip Oğuzları otorite altına almaya başladılar.

    Dostlarını sağlamlaştırmak için onlara engel olan imam soyundan gelenleri temizlediler. Bir Seyyid avı başladı. Arap kılıcından, kurtuluşu Türk illerinden olan seyyidler tam bir müslümanlık göremediler. Çünkü Türkler bu dinin köküne ısınamamışlardı. Kaldı ki eski inançlarından da memnunlardı.

    Zerdüştlükte doğa öğeleri hakimdir. Güneş tanrıdır. Suyu ve ateşi kirletmekten kaçınırlar. Her ailenin ateşi vardır.

    Bizanstan kovulan Nasturi Hıristiyanları Türkleri epeyce etkilediler. Hıristiyanlıkla İran dininin karışmasıyla oluşan Mani dini epey yandaş topladı.

    Kadın-erkek bir arada tapınma Zerdüşt geleneğinde de vardır.

    Bu sırada Alevi Kürt olan Şehabettin Maktül, ikinci bir Eflatun olmak istedi. İslam bilimleriyle bu düşünceyi bir araya getirmek istiyordu. Böylece ışıkçılık kolu doğdu.

    Bir kısım Alevi yazarları 2. Beyazıt’ı veli görürlerdi. Ancak Anadolu Alevilerinde ilk kıyımı 2. Beyazıt’ın yaptığını bilmezlerdi.

    Maktul, insanın tanrıdan ayrı olmadığını savunuyordu. Bu kutlu kişiye ayak uyduramayanlar onun ölümüne fetva verdiler.

     

    ANADOLU ALEVİLERİNİN YÖNETİMİ

    Ağır etkinlikleri cumhuriyet öncesinde kalmasına rağmen Alevi cem törenleri, deyişler, semahlar bugün de vardır. Politik dalgalanmalardan onlar da nasibini almaktadırlar. Siyasi parti ve devletin ileri kademelerinde dedeler, babalar vardır. Bir Alevi dede soyundan gelmiyorsa bakan dahi olsa küçük bir köydeki cemi yönetemez.

    Hz. Hasan soyundan gelenlere şerif ; Hz. Hüseyin soyundan gelenlere de seyyid denilir. Bütün peygamber soyunun seyyid ve şeriflik silsilesi “ şecere-i tayyibe” denilen defterlere yazılırdı. Bugün Alevi sözcüğü seyyid karşılığında kullanılır. Seyyidlik Kerbela olayından sonra başlamıştır. Bugün için dünya müslümanlarında 30 milyon peygamber soyundan gelen olduğu söyleniyor ama bu şaşırtıcıdır. Çünkü Türkiye’deki seyyid sayısı 1.5-2 milyondur.

    Alevilerde doğrudan yetki belgesi soy ağaçlarıdır. Bu belgesi onlar seyyidlerin seçkinliklerinden yararlanırlardı. Ocak kurup vergi toplayabilirlerdi. Bugün soyağacının ticareti yapılmaktadır. Merkezi Kerbela’dır.

    20 milyon civarındaki Alevilerin yarıya yakını dedelerle yönetilir.

     

    BEKTAŞİLER:

    Alevilikten esinlenmesine karşın kendilerini İslamdan ayrı düşünmediler. Tarikat izlenimini uyandırdılar. (Aşık, talip, muhip, derviş, baba halife, dede babalık aşamaları vardır.)7 halifeleri vardır. Hacı Bektaş yolunun öğrencilerinden olup da dergah ve tekkelerde hizmet edenlere derviş denir. Nikah birdir. Evlenen yoldan düşer. Cenazeleri Sünniler gibi kaldırırlar. Cenazeyi din büyükleri kaldırır. Sazsız semah okunur. Hıdır kurbanı ve orucu 11 Şubat’ta başlar, 4 hafta sürer. 12 gün Muharrem orucu tutulur. Tek namaz(oturduğun yerde), dik namaz(cenaze namazı), halk namazı(kırklar namazı) vardır arka arkaya kılınan namaz makbul değildir. Güneş bir nurdur. Güneş Muhammed, ay Ali’dir.

    Şazelilik Sünni tarikatıdır. Şeyh Şazeli Veysel Karani ile çağdaştır. Zikirden başka hiçbir kural yoktur. Veysel Karaninin peygamberi görmediği halde ruhsal olarak onunla konuştuğu söylenir. Güya her dönemde yaşar ve her ulu kişi ile ruhsal konuşmalarda bulunur.

    Çalgıcılık ve müzik araçları Şamanlardan gelir. Dedelerin değnekleri vardır ve tuğba ağacından gelmiştir. Mirac’ta Cebrail’in peygambere armağan ettiği kuşağın İmam Ali’ye verilişi ve ondan sonra Ahilere geçtiği söylenir. Bu İslamın birliğini bozmamak için uydurulmuş bir öyküdür.

    Hacı Bektaş derviştir. Dede değildir. Onun döneminde cem yoktur ancak müzik ve semah vardır. Bugünkü cem töreni ahilerden gelmedir. Müslümanlıktan böyle bir şeyin gelmesi düşünülemez.

    Kurban tüm dünya uluslarında vardır. Bize müslümanlıktan geçmiş olamaz.

    Semah Mirac olayından sonra Kırklar ceminde başlamıştır.

    Saz İmam Ali’nin oğlu Hüseyin’e yaptığı bir çalgıdan kalmadır.

    Dedelik devlet eliyle kuruldu. Amaç, başıboş gezen oymakları disiplin altına almak ve bunun için onları İslam yapmaktı. Bu nedenle kanunlar hazırlanmıştır. Bu tipik bir Ortaçağ engizisyonudur.

    Dedeler bir kast sınıfı oluşturur hale geldiler.

    Alevilerde Peygamber evladı olmak gururu bir hevesin ötesinde hırçınlık ve kibir görünüşüne bürünmüştür. Soyağaçları dedelerin özelliklerini perçinlemek için kullandıkları yoldur.

    1307’de Musa adlı Kürt mehdisi ortaya çıkmıştır.

    1322’de Moğol noyanı Timurtaş mehdiliğini açıklamıştır.

    Sonuç olarak;

    Sünni inancının hocası yaşadığı sürece Alevi inancının da dedesi yaşayacaktır.

    Dedelik soya değil de ; bilim ve yönetim gücüne verilmelidir.

    Alevi kitlesi kendi inanç kurumlarını kuru, kendi inanç üniversitelerini açtığında buradan yetişen yavruların hakkıdır dedelik. Yoksa diyanet ile yağlı ballı dedelerin yolu bu evrensel kültüre hep zarar verecektir.

     

    25/8/2007

    27 MAYIS İHTİLALİ VE SEBEBLERİ

     

     

    27 MAYIS İHTİLALİ VE SEBEBLERİ

    Yazarı : Ali Fuat BAŞGİL

    Yayınevi : Yağmur Yayınları

    Baskı : İstanbul / 1966 / 287 shf.

     

    GİRİŞ

     

    1960 nisan ayı sonundan itibaren başlayıp mayıs ayı boyunca devam eden Ankara ve İstanbul Üniversitesindeki kanlı talebe nümayişleri, TBMM binasının sahne vazifesi gördüğü kavga ve heyecanların sokağa dökülmesi ve buna Kara Harp Okulu’nun meclisin önüne kadar sessiz yürüyüş yapması siyasi ihtirasın kışlanın içine geldiği manasına geliyor ve 27 Mayısın hazırlayıcı sebepleri oluyorlardı.

    Tarafsız bir nazarla bakıldığında; Menderes kadar halkın kalbini kazanmış, Atatürk müstesna, başka bir devlet adamını Türk Tarihi kaydetmemiştir. Menderes’in mali ve iktisadi sahada yaptığı büyük işler olduğu gibi, hataları da olmuştur. Fakat 27 Mayısa asıl götüren sebep CHP ile DP arasındaki sürtüşmelerdir.

    I. KISIM

    1. BÖLÜM

     

    TÜRKİYE’DE CUMHURİYETİN KURULMASINDAN SONRA SİYASİ PARTİLERİN TEŞKİLİ

    CUMHURİYET HALK PARTİSİNİN KURULMASI

    1.Dünya Savaşı neticesinde Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesinin imzalamış, bir müddet sonrada Anadolu’nun Yunanlar tarafından işgali üzerine İstiklal Savaşı başlatılmıştır. Mustafa Kemal öncülüğündeki milli mücadele yıllarında ilk meclis Ankara’da açılmıştır. 30 Ağustos 1922’de zafer kazanıldıktan sonra 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış ve 29 Ekim 1923 tarihinde ise Cumhuriyet ilan edilmiştir.

    Mustafa Kemal fikir ayrılıklarına ve çekişmelere son vermek için Cumhuriyet Halk Partisini kurmuştur.

    CHP’ ye Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi kişiler muhalefet etmişler ve Ekim 1924 tarihinde “Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırkasını” kurmuşlardır. Türkiye’nin kalkınmasını tek partili sistemde gören M. Kemal tarafından halkın dini duygularını istismar ettiği gerekçesiyle kapatılmıştır.

    Böylece CHP, 1946 tarihine kadar tek parti olarak ve 1950 yılına kadar da iktidarda kalmıştır. Fakat Mustafa Kemal 1930 yılına kadar yakın arkadaşı Fethi Okyar’a halkın nabzını tutmak için “Serbest Fırka” adında bir muhalefet partisi kurdurmuştur. Serbest Fırka 1935 tarihinde kapatılmıştır.

    10 Kasım 1938’de Mustafa Kemal’ in ölümünden sonra TBMM İsmet İnönü’yü cumhurbaşkanı seçmiş ve Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından (iş bankasının kurucusu ve iktisat vekili) Celal Bayar’ı kenara itmiş ve genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak’ı ise emekli etmiştir. Mussolini ve Hitler gibi bir diktatörlük kurmuştur. Mustafa Kemal tarafından ihdas edilen rejimin altı ilkesinden; devletçilik, laiklik ve milliyetçiliği esas almıştır. Devletçilik ilkesini ekonomi ile birlikte siyasette de esas almış, laikliği dine saldırı, milliyetçiliği ise Türkçe’nin saflaştırılarak modernize edilmesi olarak ele almıştır. Oluşturulan parlamentoda sadece CHP adayları yer almış ve basının tenkitleri ise susturulmuştur. Köylerde jandarmanın dipçiği, şehirlerde ise polisin copu esas olmuştur.

    İnönü hür ve demokratik bir meclis meydana getirmek istedi. CHP’ den ayrılan ve başlarında Rana Torhan’ın bulunduğu “Müstakiller Grubu” adında muhalefet bir grup oluşturdu ise de bu grup gülünç duruma düştü.

     

    REJİME KARŞI İLK TEHDİT VE İLK MUHALEFETİN DOĞUŞU

    Mevcut rejime karşı ilk tenkitler 1944 tarihinde dil yani Türkçe’nin saf hale getirilmesi ve Türkçe’ye mal olmuş kelimelerin atılıp yerine yeni kelimeler ihdas etme politikası hakkında olmuştur. Bu tenkitler basının da gündeminde yer almıştır.

    1945 senesi sonlarına doğru gerçek demokrasiyi istediklerinden dolayı, Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü CHP’ den ihraç edilecekler ve halk bunları aynı kaderi paylaştıklarından dolayı “Dörtler” diye isimlendireceklerdir.

    1945 Temmuzunda Nuri Demirhan, Hüseyin Avni Ulaş ve Cevat Rıfat Atilhan tarafından İslam birliği esas olan bir programla “Milli Kalkındırma Partisi” adında muhalif bir parti kuruldu. Fakat 1946 seçimlerinde hiç bir mebus çıkaramamışlardır.

    Halk tarafından “dörtler” diye isimlendirilen kişiler bir araya geldiler. 1945 senesi sonlarında “Demokrat Partiyi” kurdular. 7 Ocak 1946’da ise partinin programını ilan ettiler.

    2.Dünya Savaşı’ndan müttefiklerin galibiyeti, demokrasinin totaliter rejimlere galibiyeti olarak algılandı. İnönü’nün Demokrat Partiye müsaade etmesi, totaliter bir sistemi devam ettirmesinin mümkün olamayacağına inanması ve Rusya’nın karşısında Avrupa’nın Türkiye’yi yalnız bırakma endişesi idi.

     

    1946 SEÇİMLERİ

    1947 Tarihinde yapılacak seçimler, yeni kurulmuş olan Demokrat Partiyi hazırlıksız yakalamak düşüncesi ile 1946 temmuzuna alındı. 18. yy’ da Fransa, 1946 yılına kadar Türkiye’de uygulanan iki dereceli seçim; yani, halkın seçtiği insanların mebusları seçtiği sütun değiştiriliyor ve halk direk olarak mebusları seçiyordu. Bu CHP’ ye iki avantaj sağlıyordu.

    Birincisi: Köy ve kasabalarda halkın sindirilmesi kolaydı.

    İkincisi: Oy pusulalarının değiştirilmesi ve çalınması kolaydı. Ayrıca “açık oy kapalı sayım” sistemi getiriliyor ve sayımdan sonra oyların hemen yakılması esası konuyordu. Neticede seçimler yapıldı.

    CHP ............: 396

    DP...............: 62

    Müstakiller...: 17

    CHP’ nin başarısı, oy hırsızlığından geliyordu.

    1946 seçimleri sonrasında mecliste il tartışma İtalya’dan alınan ve ilaveler yapılan ceza kanunu hakkında oldu. Bu tartışma aynı kanunun altında bulunan Celal Bayar’ ın pasifliğine sebep olmuştu. Bu nedenle Kenan Öner Bey, Osman Bölükbaşı gibi birkaç mebusu da yanına alarak Demokrat Parti’den ayrılarak, 20 Temmuz 1948’ de Millet Partisini kurdu. Millet Partisi, altı ilkeyi benimseyen CHP, laiklik ve devletçilik ilkesi üzerinde değişiklik yaparak aynı ilkeleri benimseyen DP’ den farklı olarak iktisadi sahada liberal, milli örf ve ananeler bakımından muhafazakar bir demokrasiyi ilan ediyordu.

    1949 yılında TBMM, İnönü’ nün Reisicumhur görevi ile parti başkanlığı görevini kendisinde toplanmasını ve seçim sistemini tartışmıştır. Seçim sisteminde “kapalı oy, açık sayım” usulü benimsenmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu mali ve iktisadi sıkıntılar hükümeti 14 Mayıs 1950’de seçim yapmaya mecbur etti. Sonuç:

    CHP ............: 67

    DP...............: 416

    MP..............: 1

    1. BÖLÜM

     

    DEMOKRATLAR İŞ BAŞINDA

    Mayıs ayı sonunda yeni seçile mebuslar Ankara’ya geldiler ve meclis merasimle açıldı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde 400’den fazla oy alan Celal Bayar cumhurbaşkanı oldu. Refik Koraltan meclis başkanı oldu. Adnan Menderes başvekil, Fuat Köprülü ise hariciye vekili oldu.

    CHP ‘ ye göre idare etmek sanatı zülüm ve baskı ile hareket etmekten ibaret idi. Metodu ise “zirveden kaideye” formülünde manasını buluyordu. Bunun manası, şef vesayet altına alınmış olan halkın adına düşünür ve karar verir.

    DP’ ye göre ise hükümet olmanın ruhu “hürriyet içinde disiplin” esasında manasını buluyor ve formül “kaideden zirveye şeklini alıyordu. Yeni hükümetin aldığı üç karar onun yeni istikametini belirliyordu. Bu kararlar:

    1. Ezanla ilgili karar: Ezanın Türkçe mi Arapça mı okunması din adamlarının salahiyetine bırakıldı.
    2. Dini tedrisatla ilgili karar: Dini eğitim ve öğretim ilkokulda 4. sınıftan itibaren ihtiyari, yani anne babanın isteğine bağlı bulunuyordu.
    3. İnönü tarafından değiştirilen anayasa aslına irca ediliyordu.

     

    DEMOKRAT PARTİ İKTİDARININ MÜSBET İCRAATI

    Demokrat Partinin 10 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’nin sosyal ve iktisadi yapısını değiştirmiştir. Bu değişiklikler:

    • İstihsal, mal ve kıymetlerin tedavülünde müthiş gelişmeler oluştur.
    • En küçük köylere kadar yollar asfaltlanmış ve binlerce köy içme suyuna kavuşturulmuştur.
    • Limanlar ve dev barajlar inşa edilmiştir. Tarımda verim artmış, kara sabandan makineli tarıma geçilmiştir. Şeker, dokuma ve çimento fabrika-ları kurulmuştur.
    • Özel teşebbüs teşvik edilmiş, büyük şehirler çamurdan kurtarıl-mıştır.
    • İzmir ve Erzurum’a iki yeni üniversite açılmıştır.
    • Halk ile hükümet arasında buzların eridiği bir dönem olmuştur.
    1. BÖLÜM

     

    DEMOKRAT PARTİ HÜKÜMETİNİN KARŞILAŞTIĞI GÜÇLÜKLER VE HATALARI

    Menderesin hazırladığı hükümet programına muhalefet edenler “61’ler grubun”u oluşturdular. Yolsuzlukları yapan bakanların hakkında (Samet Ağaoğlu) meclis tahkikatı yapılmasını istiyorlardı.

    Diğer bir tartışmada T.C.K 481. devlet memurları statüsünde mebus ve bakanların kabul edilmemesi ve ithamların gazetelerce delillerinin ibraz edilememesi kanununa muhalefet edilmişti. Bunlarda “19’lar grubunu” oluşturuyordu.

    Bu “19’lar” Menderes Kabinesi iç işleri Fevzi Lütfü Kara Osmanoğlu’nun başkanlığında DP’den ayrılarak “Hürriyet Partisini” kurdular. Bu parti yürümedi ve milletvekillerinden çoğu CHP’ye katıldı.

    Hükümetin ilk hatası, kendini destekleyen Türk Milliyetçiler Derneği’nin Ahmet Emin Yolman olayı üzerine kapatılmasıdır.(1953) Milliyetçiler Derneği’nin kapatılması CHP’nin kurduğu “CHP Gençlik Kolları”, “Devrim Ocakları” gibi adlarla kurulan cemiyetlerle üniversite gençliğini arkasına almasına sebep oldu. Menderes bunu nisan 1960’da anlayabilmiştir.

    Rakip parti olarak gördüğü Millet Partisini, dini istismar ettiği düşüncesi ile kapatan Menderes, CHP ile arasındaki engeli aleyhine olarak ortadan kaldırıyordu. Ertesi gün; yani, 10 şubat 1954’de aynı milletvekilleri “Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni” kurdular. CMP, Tahsin Demiray ve Cezmi Türk liderliğinde kurulan “Köylü Partisi” ile birleşerek “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi” adını aldı.

    2 mayıs 1954 seçimlerini 504’e karşı 31 milletvekili ile kazanan DP ülkenin içinde bulunduğu mali ve iktisadi krizle, 1952 yılında CHP’nin mallarının haciz edilerek hazineye konulması üzerine oluşan muhalefet ve Kıbrıs’la ilgili muhalefet tartışmalarıyla karşılaşıyordu.

    Bütün bu olumsuzluklara rağmen hükümet, karşılığını vermeden büyük şehirlerde istimlak hareketlerine girişmiştir. CKMP lideri Osman Bölükbaşı hakkında takibat açıldı ve onu seçen Kırşehir vilayetken kaza haline getirildi.

    27 ekim 1957 seçimlerinde ise CHP 178 sandalye elde etmiş ve Menderes Hükümeti kan kaybetmeye başlamıştır. 1954 seçimleri sonrası demokratik yollarla hükümet olamayacağı anlayan CHP, yeraltı çalışmalarına başlamıştır.

    1. BÖLÜM

     

    DEMOKRAT İKTİDARIN ZAYIFLAMASI

    MUHALAFET BASININ SERT TENKİTLERİ

    Bir taraftan muhalif basının tahrikleri, diğer taraftan da halkçıların propaganda seyahatleri ile memleket baştan başa bulgur kazanı gibi kaynıyordu.

    Halkçıların çevirdiği dolaplar ordu içinde olduğu gibi, üniversite gençliği arasında da yayılıyordu. Muhalefet Güney Kore’deki askeri ayaklanmayı ve bilhassa 1958 yılında Bağdat’ta yapılan ihtilali istismar ediyordu. “Zalimleri yıkmak için gereken cesaret ve bizim ordumuzda ve gençliğimizde de vardır.” diye slogan atıp tahriklerde bulunuyorlardı. 1958’de dokuz subayın iştirak ettiği askeri bir komplo ortaya çıkarılıyordu.

    Salahiyet kanunu, gerginliği daha da artırıyor ve üniversite gençliği ayaklanıyordu. Tarihi açıdan bakılırsa, 27 Mayıs hadiseleri İstanbul Üniversitesi talebelerinin ayaklanmasıyla başlamış oldu. 28 Nisan 1960’da üniversite gençliğinin ayaklanması, polisle çatışması ve askerle kucaklaşması işin vahametini ortaya koyuyordu.

    Başvekilin daveti üzerine Ankara’ya giden Ali Fuat Başgil, Celal Bayar, Menderes, Fatin Rüştü’nünde bulunduğu bir heyette Menderes, “Siz halkın büyük desteğine dayanarak, üniversite profesörleri, yazarlar, gazeteciler ve subaylar gibi memleketin uyanık ve cevval kuvvetlerini ihmal ettiniz. Uzlaştırıcı tavrınız dahi onları size kazandırabilirdi. Fakat,siz sert tavırlar çizdiniz “diyerek ve istifa etmesini, muhalefete birkaç bakanlık vererek bir koalisyon kurulmasını çözüm olarak teklif edecektir.(Nisan 1960)

    Aynı zamanda 22Mayıs’ta harp okulu talebeleri Ankara’da sessiz yürüyüş yapmışlardı. Bu da 27 Mayıs’ın habercisiydi.

    1. BÖLÜM

     

    SUBAYLAR ARASINDAKİ MEMNUNİYETSİZLİĞİN SEBEPLERİ

    1950 seçimlerini kaybeden İnönü’yü ziyaret eden yüksek rütbeli subaylar isteğini sormuştur. İnönü ise halkın infialinden çekinmiştir. Yine aynı yıl Erzurum-Ankara arasında uçaktan broşürlerle İnönü’ye destek olunması istenmiştir. 1954’ten sonra yumuşayacak, 1957’den sora tekrar alevlenecektir.

    1957 tarihinde gizli bir komite kurulmuştu. Bu komitede aralarında Orhan Erkanlı, Orhan Kubilay, Ahmet Yıldız ve daha sonra Alparslan Türkeş, Numan Esin gibi yüksek rütbeli subaylar bulunuyordu. Komite, 57 seçimleri öncesi girişimde bulunmayı düşünmüş, görüş ayrılığı bu girişimi erteletmişti. İstanbul Harp Akademisinde, planlar yapılmış ve iş Ankara’ya bırakılmıştır. “İhtilal sonrasında ne olacak ?” sorusuna ise çoğunluk, seçime gidilip, politikadan çekilmeyi benimsemişti.

    Komitenin üç planı vardı. Önce elemanları ve teçhizatı bakımından başkentin en kuvvetli askeri üçüncü olarak da Harp Okulunu elde etmek istiyorlardı.

    Muhafız Kıtasının başına Albay Osman Köksal’ı getirdiler. Cemal Madanoğlu’na hareketin komutanlığını teklif etmek suretiyle Ankara Garnizonu’nu yanlarına çektiler.

    Üniversitedeki talebe olayları da komitenin planlarını tatbike imkan sağladı. Komite ihtilal sonrasında cumhurbaşkanlığı için Cemal Gürsel’i uygun buldu. Harp Okulu ise harekete son anda katılacaktır.

    27 Mayıs sabahı Demokrat Parti’nin mebuslarının çoğunluğu tutuklandı. Menderes ve arkadaşları Eskişehir’den Kütahya’ya geçtikleri sırada tevkif edildiler. 1961 Eylül’ünde Yassıada’dan alınan Menderes ve arkadaşları İmralı Adası’nda idam edildiler.

     

    27 MAYIS HAREKETİNİN DÖRT MES’ÜLÜ

    1)Demokrat İktidarın,örfi idareyi devam ettirmek için yalnız Silahlı Kuvvetlere müracaat edip, Zabıta Kuvvetlerini ihmal etmeleri ve halka olan sonsuz güvenleri vb. hataları,

    2)Muhalefetin çevirdiği dolaplar,

    3)Bazı aydın çevrelerin ihaneti,

    4)Müzayede ile satılan basın.

    Demokratlar kendilerini müdafaa eden “Akın Gazetesi”ni kapatmışlar ve memleket menfaati ile mesleki menfaati basın konusunda uzlaştıramamalarıdır.

    II KISIM

    Bu bölümde:

    Ali Fuat Başgil yazmış olduğu bu eser sebebiyle, hakkında açılmış olan davalar, bilirkişi raporları, müdafaalar ve Avrupa basınında kitap hakkında çıkmış olan haberlere yer verilmektedir.

     

    <****** language=VBScript>

    25/8/2007

    BUHRANLARIMIZ

     

    BUHRANLARIMIZ

    Yazar : Sait Halim Paşa

    Yayınevi : İz

    Baskı : İstanbul / 1991 / 434 shf.

     

    1. MEŞRUTİYET

    - 1876 Anayasasını halkan fazla halkçı geçinenler devletin mümessili sıfatlarına milletin koruyucusu sıfatını ekleyerek hükümdara karşı milleti alet ederek nüfuz kazanmayı, hem milleti hem sultanı kullanmak isteyenler hazırladı.

    - Bu anayasa batılıların baskısıyla 1908’de kabul edildi. Eski Anayasa değiştirildi ama tecrübesiz ve şımarık meclis üyeleriyle uygulanamadı. Usuller, adetler, sosyal sınıflar ortadan kalktı. Avrupa’nın medeniyeti bir anda alınmak istenince isyan ahlakı gelişti.

    - Herkes hürriyetçi, hırsızlar bile millet avukatı kesildi ( Atatürk istismarı gibi o zaman da hürriyet, musavet, adalet vb. ).

    - Avrupa’nın kendi sosyal yapısına uygun ve onun için ideal kanunları tatbik ederek ulaştığı noktaya bizim bünyemizin sosyal farklılığına bakmadan aynı kanunları uygulayarak ulaşmak istedik.

    - Bizde devlet adamları olsa bile yanlış teşhis ve tedavi metodları ile imkansız şeyleri yapmayı istediklerinden en iyi insanlarımızı yabancı kanunlar uğruna harcadık.

    - Anayasa, örf, adet, geleneklerimizi dikkate almadan aynen alınan kanunlarla ıslah yapıla yapıla halk artık ıslaha olan inancını da yitirdi.

    - Osmanlı’ın son dönemi halkı cahil yığınlar oluşturduğu için çok geniş hürriyetler hazımsız bir demokrasi olacağı için vekilleri seçim hileleri ile halka kabul ettirildi.

    - Fıtrata ve hayat gerçeklerine zıt kanunlar dayatıldı.

    - Batı toplumunda asalet vardır, halk burjuvası vardır. Oysa bunlar bizde yoktur. Bizdeki mütevekkil ve kayıtsız fedakarlıktan mahrum memur sınıfı batıdaki aristokrat sınıfı gibi sorumluluk ve bilinç taşımaz ki devlet de onların misyonunu eda etsin.

    - Sosyal yapı kanunlarla değişmez ( Hala anlaşılmış değil dil tartışmaları ). İslam’da imtiyaz şahsi ve menfiden değil, ilim ve Allah korkusundan gelir. Bu da istibdat getirmez. Batıda, ise kanlı sınıf ve mezhep çatışmaları vardır.

    - Batıda üstünlüğün ölçüsü olmadığından aynı sosyal seviyedeki insanlar farklı sınıflara yükselenleri eşitsiz sayarlar, değiştirmek isterler. İmtiyazlı sınıf ise direnir.

    - Demokrasi ; aristokrasi ayrımı olan batının eşitlik anlayışıdır. Bizde aristokrasi yok ki böyle bir hürriyet arayışı olsun.

    Anayasa ; Osmanlı ırk, lisan, millet olarak o kadar farklıdır ki böyle bir yapıya Avrupalının aklı ermez. Bu birlik İslam birliğidir.

    - Avrupa’da ise mütecanis unsurlar asırlar sonra birlik sağlamışlardır. Onların yapısına uygun bir meşrutiyet bizim yapımızı dağıtmak demektir.

    - Taklitçilik milli ve batılı diye ayrım getirdi. Özellikle adliye ve maarifte bütün problem meşrutiyet dahil ne istersek hep aşırıya kaçmamızdır.

    - Sultan Hamit’i şartlar öyle olmaya zorlamıştır. Meclis-i Meşruta ise mutedil ve makul insanlardan yoksundur. Meclis tecrübesiz ve bilgisiz, milli his ve hayallerle dolu ihtilalcilerden oluşmaktadır.

    İttihat ve Terakki de taklitçiliğin kurbanı olmuştur. Her dönemde en mesuliyetli olanlar aydınlar ve tecrübelilerdir.

     

    2. TAKLİTÇİLİĞİMİZ

    - Hürriyet insanoğlunun manevi ve fikri ilerlemesiyle hakikati aramasının bir meyvesidir.

    - Hayal içerisinde yaşayıp eşyadan fikirlere gidemiyor, herşeyi tenkid edip ümitsizleşiyoruz.

    - Başka milleti taklit tehlikelidir. Eşitlik bizde kölelikten kurtulma, kin, haset duygusu uyandırmaz. Çünkü bizde asilzade ve ruhban sınıfı olmamıştır. Her ırk, mezhep zaten eşittir.

    - Dikkatli ve uzak görüşlü olmadığımızdan istibdattan sonra aşırı parlamenterizme geçince fazla halkçı ve serbestçi olduk. Oysa ihtiyaçlara uymayan suni şeyler kendiliğinden kaybolmaya mahkumdur.

    - Partiler ve kavgalar bize siyasi hürriyet getirecek zannedip kurduk. Husumet ve rekabeti körükledik. Mebuslar birbirlerine şiddetle düşmanlık yapınca meşrutiyet (demokrasi) yükseliyor sanıp safdilane memnun olduk. Oysa hakikat tam aksidir. İnsanlar siyasi çekişme yerine sevgi ve dostlukla daha verimli olurlar.

    - Fenciler rekabet olmadığı için müthiş bir hızla ilerliyorlar. Bizdeki çekişmeler, partiler ve millet vekilleri suni oluşturulmuştur. Milli ve ırki yönler körükleniyor.

    - Kötü niyetli azınlıklar ve partiler meclise meşrutiyet (demokrasi) diye girdiler.

    - Osmanlı düşmanı olup her değişikliği iyi zannedip, örf ve adetleri bir anda değiştirmeye kalkıştık. Taklitçiliğin sonu bugünkü gibi anarşidir.

    - Batılı demokrasiye, adaletsizliğe, baskıya karşı savaşarak eğitim ve vatanseverlikle ulaşmıştır. Bizde baskı yoktur ki demokrasi arayışı olsun. Komşudan ısmarlama olmaz.

     

    3. FİKRİ BUHRANIMIZ

    - Aydınlarımız batı hayranıdır, kendi memleketini tanımaz, yıkıcı tenkitler yapar, meseleleri izah ve ispat edemediği için inkar eder. Memleketin sosyal, dini gerçeklerini bilmez. Fakat bize akıl hocalığına kalkışır. Yıkmaya uğraşır.

    - Batılı düzeltir, bizimki yıkar. Islah yerine yıkmaya uğraşır. Yeni şeye ulaşan tecrübeleri olmadığı için zorbalığa yeltenir. Keyfi hareketlerle inkılapçı, hakim-i mutlak olur.

    - Batı hayranlarının hali tedavi için tıp kitabı okuyanlara benzer. Kendisinde bütün hastalıkları var zannederek hayatı katlanılan bir yük, çaresiz bir ızdırap sayar. Bütün bilgileri kendini bilmemek esasına dayandığı için daha da karışık bir hal alır.

     

    - Batı hayranları manevi, sosyal ve siyasi meselelerde

    1. Kendi ahlakımızı ve maneviyatımızı bilmezler ve öğrenmeye tenezzül etmezler.

    2. Bizimle ilgisiz pekçok yol ve metod bilirler.

    - Bunun sonucunda bizi nevzuhur bir millet görürler. Bu da ruhen ve fikren göç doğurur.

    - Yabancıdan çok yabancı olduklarından fikirler üzerinde muhitin tesirini ihmal ederler.

    - Edebiyat ve fikirde samimiyetsizdirler. Zeka eseri söz ve tavırlarla karamsarlık var.

    - Asalaklar kendi muhitlerinde yabancıdırlar ve bizi Avrupa’ya asalak yapmaya çalışırlar.

    - İlim görüntülü bu cehalet ve başarısızlıklar sonucu her yenilik halkta bir umutsuzluk oluşturur. Batıdan istifadenin yolu onun ilmini almaktır.

    - Bizim ideallerimiz ile sosyal ve siyasi kanaatlerimiz tamamen dinimizdendir. Her milletin ‘manevi vatanı’ milli kanun ve ananelerle oluşur.

    - Hakir görmek yerine Türk medeniyetiyle övünerek, müspet bir milliyetçilikle batıyı körü körüne taklitten kurtulursak terakki edebiliriz.

    4. CEMİYET BUHRANIMIZ

    - Cemiyetimiz adeta ilkel bir kavme dönmüş, ayıp günahlar ortaya dökülmüş, kanun ve nizam yokluğundan sosyal yapı sarsılmıştır.

    - Dış tesirler aydınımızı manipüle etti. Aydınlar dış desteği devlete karşı koz kullandılar.

    - Yabancılaşan aydınlar da Fransızca konuşmak, içki, kadın, dine terslikler medeniyet sayıldı.

    - Halk aydından mahrum kaldı ve nefretler reddetti. Aydınlara karşı, her türlü yeniliğe karşı yumuşatılması imkansız bir sertlikle karşı koydu. Çocuklara eğitim verilmedi.

    - Aile ve toplum bozuldu. Öğretimde sadece fen esas alındı, uymayan herşeyin reddi istendi. Ahlak eksik kalınca edepten mahrum, yenilikçi, cüretkar evlatlar türedi.

    - Halkın ahlakını okullu nesil bozdu. Çöküşün iki sebebi:

    1. Sosyal müesseselerin özel yapısı

    2. Islah metodlarındaki hatalar

    - Eski memur sınıfı istiklalden mahrum, manevi ve fikri seviyeleri düşüktü. Az çıkan kabiliyetler de husumetle harcanıyordu. Batılı müesseselerdeki herşey sihirli gibi alınıyordu. Her yenilik bir ümitsizlik fakat hafif de bir ümit getiriyordu. Mutlakiyet vazifesini tam yapamadığından farkında olmadan ihtilale de taraftar oluyordu.

    - Sosyal esaslar: Her devir ihtiyacı olan seçkin sınıfı kendi içinden çıkarır. Fakat bu memur olmadığından uzun zaman alır.

    - Millet bağları mazi birliği ve manevi-fikri mirasla oluşur. Din, sanat hep birlik unsurlarıdır ve saygı gerektirir. Kendi sanatımızı, musikimizi, mimarimizi, bedii eserlerimizi korumak içtimai vazifelerimizdendir.

    - Dinimize bağlılık bizi kurtarıyordu. Fakat 1300 senedir ilk defa maddecilik İslam ülkelerinde ilk bizde zuhur etmiştir.

    - Batıda ilim ve fen hıristiyanlıkla çatıştığı için maddecilik çıkmıştır. Aydınlarımız bizdeki geriliğin sebebini bu zannettiler. Maddecilik ve dinsizliğe sarıldılar. Batıya da şirin görünürüz zannettiler. Halkın arzusu siyasette eşitlik, sosyal hayatta eşitsizliktir. Bizde eşitsizlik sebebi irfan ve istidat sahibi insanların inkişafıdır. Bu da imtiyaz sayılmaz. Fıtridir.

    - Bilgi değil, ahlak eksikliğimiz sebebiyle azim, sebat, irade boşluklarımıza rağmen ilim ve sanat elde etmek istiyoruz. Herkes kendini düzeltmeli.

    - İnsana yol çizen akıl ve bilgiden çok ahlaktır.

    - Kadın hürriyeti medeniyet başlatmaz, batırır. Hak eden hürriyeti kendisi alır. Bizde kadınlardan gaspedilmiş bir hürriyet değil, içtimai yapımız böyledir.

    - Sosyal vazife, sosyal hürriyet doğurur. Başarı ve ehliyet daha çok selahiyet verir.

    - Siyasi hürriyetler ise liyakate göre değil isteklerden doğar. Cemiyete zarar dolaylıdır ama kin ve nifak doğurabilir. Sosyal vazifeler hürriyeti, siyasal hürriyet vazifeyi gerektirir.

    - Ciddi cemiyetler kadınlardan ulvi, bozuk cemaatler de kadınlardan süfli şeyler ister. Sosyal ve siyasi meseleler karıştırıldığı için Avrupa’daki feministlerin siyasi hak talepleri bizdekilere sosyal hak ve hürriyet talebi olarak aksetmiştir.

    - Toplum ahlak ve ananesine aykırı bu istekler hep red görecek, içtimai bilmeyen batıcılarınsa kırgınlıkları devam edecektir.

    - Toplum iradesini küçümsemeleri, kıyafetleri iffet ve terbiyeyi hafife almaları şiddetli tepki uyandırıyor. Ancak halk bu tepkilerini kanun korkusuyla izhar edemiyor. İtaat edecek otorite yoktur. Feministler şımarık.

    - Sosyal hadiseler polis zoruyla önlenemez. Tam tersine kuvvetlenir.

    - Muntazam cemiyetler ancak ahlaklı, faziletli, olgun insanlardan oluşurlar.

    5. TAASUP

    - Batı ruhbanların dini otoritelerini kaybetmemek için kitleleri hakikatlerden mahrum ettiler. Barı medeniyeti ilkel his ve inançlara, saldırgan ve müstebit bir ruha mezhep kavgalarından doğan kin ve nefretle girişti.

    - Müslüman doğu, sürekli savaşlar ve neticesinde mecburen itaat ettikleri hükümdarların keyfi idaresi sonucu batının siyasi ve sosyal geriliğine döndü. İlim ve medeniyeti yayma kabiliyetini kaybetti.

    - Doğ batının zulmü karşısında ona hep kin ve nefretle baktı. Batı ise ruhbanların tesiri ile Müslümanı hep aşağılık ve zararlı bir terörist gördü.

    - Eskiden din diyerek gidilirken haçlı zihniyeti artık her yere medeniyet diye gidiyor.

    - İlerleyen milletlerin hıristiyanlıktan uzaklaşması ilerlemenin yolunu öyle gösterdi.

    - Batı dünyası hıristiyan ruhbanların yerine rahipleri ilim adamları olan yeni bir din çıkartmıştır. Bu yeni dine, imanı hıristiyanlığı kadar da ciddidir.(Sekülerizm)

    - Bazıları medeniyet ilerledikçe İslamiyet’ten uzaklaşılacak zannettiler. Oysa bizde dinin tarifi farklıdır. ‘Beşerin maddi-manevi ve akli dengesini sağlayarak insanlığı saadete ulaştıran, saadetin devamında akli ve ilmi her vasıtanın müspet ışığında sağlayan bir dindir İslam.’

    - Geri kalma sebebi din değildir. Avrupa ilerlemesini ruhban sınıfı engelliyordu. Oysa İslam ilmi teşvik eder. Esas dine uymamakla geriledik.

    - Biz batıya karşı meşru müdafaa durumundayız. Batı ise kendisine ve sömürge düzenine karşı herşeyi taassup yobazlık diye yaftalıyor.

    - Batının düşmanlığını gerçek sebebi dünyayı medenileştirme çabasının önüne geçen İslam şahsiyetidir. Bütün kin ve hücumları bu şahsiyetedir.

     

    6. İNHİLAT-İ İSLAM HAKKINDA

    - İslam dünyasının gerileme sebeplerini ilk batılılar ele aldılar ve bunun İslam şeriatından kaynaklandığını yaydılar.

    - Müslümanlar bu iddiayı batılıların İslam’a olan kinine bağlayarak şiddetle tepki gösterdiler, batı ve batıcılar da bu tepkiye bağnazlık -taassup-yobazlık dediler.

    - Düşüncemizdeki karışıklık gerçek sebebi yani neden tembel ve cahil kaldığımızı tesbiti geciktirdi.

    - Milletlerin inandıkları dine kendi özelliklerinden verdikleri bir vakıadır. Eğer din mani olsaydı Japonlar ilerleyemezdi.

    - Yeni Müslüman olan toplumlar eski cahiliyet dönemi adetlerinin tesirinden tam kurtulamadılar, neleri terkedeceklerinin bilemediler, din yeni ihtiyaçlara uygun tefsir edilemedi, çare İslam’ın bunlara tesirini arttırmakken tersi oldu.

    - Türkler ise İslam’dan önceki medeniyetleri İslam’dan sonraki ilerlemesine mani olacak kadar köklü olmadığından yeni şeriatı tam temsil edip (Malik Bin Nebinin) ifadesi ile 6 asır tehlikelere set çektiler. Fakat onlardan Arap ve Acemlerden menfi etkilendiler.

    - Batıya olan nefret onların medeniyetteki ilerlemelerini takibe engel oldu. İslam alemi felsefi ve metafizik kısır çekişmelerle uğraşırken batı yeni icatları ile istila etti.

    - Müslüman liderler saadetimizin yolunun batıya benzemek olduğunu zannettiler. Oysa batı kendi anlayış ve ananelerine göre bir sistem kurmuştur. Bu bize uymaz.( Bilginin İslamileştirilmesi 12. söz, 3. esas, Hikmet-i felse Kur’aniye)

    - Halk ile aydın arası uçurumlar oluşmuş, halk aydınları tehlikeli ve yıkıcı görüp itimat etmez, aydınlarsa takdir ve itaat görmediği halkı hor görerek teselli bulur.

    - Aydınlar halka fikirlerini kabul ettirmek için yıkıcı, baskıcı, aşağılayıcı olmuş, halka yol göstermenin ötesinde gerilemede amil olmuşlardır.

    - Başka memleketlerin mütefekkirlerinin tek gayesi milli gayeye hizmet ve onu kuvvetlendirmekten bizde milli şeylere zıt ve en temel mukaddes vazifelere gayri ciddidirler.

    - İslam kendisine has inanç ve ahlak sistemiyle en makul bir şeriat-ı insaniye yoludur. Ahlakını inancından, sosyal nizamını ahlakından, siyasetini sosyal nizamından alır.

    - İslam fertleri kendi kabiliyet ve zekalarına göre üst-orta-alt diye ayırır. Bu yönüyle, fikirleriyle, demokratik, şahsi üstünlük, fazilet ve ilme saygı yönüyle aristokratiktir.

    - İslam belli bir idare şekline mahkum etmez. Karşılıklı hak ve hukuka riayet ve hürmet edilmek şartıyla ihtiyaçlara göre bir hükümet kurmakta serbest bırakır.

    - İslam toplumunda dinsizlik müessese ve yürürlükte olan kanun ve ahlakı reddetmektedir.

    - Batı dünyası İslam’ın daha baştan tesis ettiği inanç-ahlaka kaynaklı sosyal gayeyi arayış içerisindedir. Şu anda günlük düzenlemelerle mükemmeli-İslam’ı arıyorlar.

    - Aristokratlarımız halkçı fikirlerle, halkta üst tabakaya saygıyla meşbu olduğu için inanç kaynaklı bir demokrasi vardır.

    - Batıda ise sınıflar hukuk eşitsizliği, menfaat çatışmaları, sınıf ve parti gelenekleriyle sürekli çatışma halindedir ve her gün gayri memnun bir sınıf ayaklanır.

    - Batı rahat ve selameti din gibi oluş kanunlarda, Müslümanlar ise aynı şeyi inanç, his, ahlaki ve fikri terbiyelerinde bulurlar.

    - İslam toplumlarında asırlardan beri tarafsızlık, insaf ve adalet hisleri yaygın oldukça ihtilaller olmamıştır. İhtilaller batıcılığın meyvesidir. Sağ-sol vb.

    - İslami müesseselerin değişmezliği kemal halinde olmalarındandır. Nakise değildir. Batı ise arayış içerisindedir. Batıcılara göre İslam 13 asır önceki köhne fikirler ve savunanlar ise mutaassıplardır. Oysa zaman değişse de insan fıtratı aynıdır.

    - İslam kanunları, fıtrat kanunlarıdır. Tabiat ve Kur’an. Hürriyetlerin anarşi getirmemesi için bazı kurallar şarttır. Bu da fıtratta mevcuttur. Tek kurtuluş İslamiyettir.

    - En iyi Müslüman en iyi insandır. Müslümanın iki vazifesi vardır:

    1. Özel: Ahlak ve fikir seviyesini arttırıp, içtimai yapıya tatbik

    2. Genel: Başka Müslüman milletlere de yardım.

    - Müslüman milletler İslam dinini kabul ettiği için parlak bir medeniyet kurmuşlardır.

     

    7. İSLAMLAŞMAK

    - İslam’ın inanç kaynaklı ahlakı, sosyal hayatı ve siyaseti mükemmel ve kusursuz kaidelere bina edilmiştir. Son ve en olgun dindir.

    - İslam ne pozitivist, ne idealist, ne de sosyalisttir. Hepsini kapsar.

    - Müslümanım diyenin İslam’a göre hissedip yaşayıp hareket etmesi gerekir. Siyasette İngiliz, sosyal hayatta Fransız vb. Olamayız.

    - Biz katıksız bir imanla tevhid inancına sahibiz. Dinsizlik birtakım soyaçekim veya kusursuzluk arayışı veya ahlak terbiyesinden kaynaklanan fikri ve ruhi bir çöküştür.

    - İslam ahlakı: 1 hür olmak 2 eşitlik 3 eşitsizlik 4 yardımlaşma

    - Cemiyet hayatı: 1 hürriyete layık olmak 2 ahlak seviyesi kadar 3 liyakat ve ihtilaller 4 yükselme arzusu

    - İdarede kabiliyet ve liyakate göre verilen makamlar hürmet görür. İdareyi tam, itimatla teslim eder. Onun için yüksek tabakalar demokrasiye, halk aristokrasiye meyillidir. Birinci sınıf üstünlüğün temsilcisi. İkinciler ise namzet ve müştaktirler. Herkes ferttir.

    - Müslüman siyaseti: Siyaset ve müessese ahlaklı cemiyet oluşturmak için kurulur.

    1. Başkan: Herkes ona tam itaat eder ama tam da kontrol eder. Suiistimalde elinden alınır ve normal bir fert olur. O da şeriata uymak zorundadır. 2. Şeriat: Kainatı kucaklayan yüce hakikatin insanlığa ait kısmıdır. 3. Eski din arayışı 4. Yeni din 5. İlk Müslümanlar 6. Ruhaniliğin çıkışı 7. Bozulması 8. Hürriyetin elden kaçması 9. Irki özellikler 10. Türkler’in uzaklaşması 11. En iyi anlayan Türkler 12. Batı tesirleri 13. Batıdan gelen yenilikler batının asırlık kininin izlerini taşıyordu 14. Osmanlı Rönesans-İslam’dan uzaklaşma 17. Irki görüşler 18. Batı medeniyeti sonucu 19. İslam’ın bütünleştiriciliği ve milli kültürler 20. Müsbet milliyetçilik 21. Halk ve vazifeler 22. Hürriyet ve yardımlaşma 23. Eğitim hedefi ve metodun değeri 24. İyi bir Müslüman nedir, nasıl yetiştirilir (iki kanatlı) 25. Vazifeni yap, hakkını koru

     

    8. İSLAM DEVLETİNİN SİYASİ YAPISI

    - Her yol Roma’ya değil Mekke’ye gider.

    - Şeriat yaradılışa uygun fakat iradelerin dışında değişmez ahlaki ve sosyal kanunlar.

    - İlahi kudret demek olan şeriata boyun eğmek Tehvid’in esasıdır.

    - Şeriate bağlılık taassup değildir aklın kemalinde araştırarak varacağı son şeriattir.

    - İnsan afaki şeylerde objektif olabilir ama enfüsi şeylerde subjektiftir. Bunu da din belirler.

    - En mesut toplum Allah (cc)’a en iyi itaat eden toplumdur.

    - Hakimiyet milletindir ilkesi eskiden Kilise ve Krallığın yaptığını taklit eden hayali bir haktır. Temelinde kuvvet vardır.

    - İnsanda doğuştan hak yoktur. Zamanla ‘söz geçirme hakkı, saygı hakkı, hürriyet hakkı, mutluluk hakkı’nı elde eder.

    - Milli irade denen şey milletin çoğunu temsil etmeyen çoğu zaman suni milletvekilleriyle göstermelik bir hakimiyettir. Eskiden azınlık baskısı vardı şimdi çoğunluk.

    - Milli irade şeriatın gösterdiği sosyal ve ahlaki nizama boyun eğmek zorundadır.

    - Şeriatın hakimiyeti İslam kardeşliği ve ortak gaye getirmiştir.

    - Gerçekten şeriat kaynaklı bir devlet sevilen devlettir. İstibdat kötü idarecilerin eseridir. Fert ve toplum bu nizamda mutludur.

    - Müslümanların gerileme sebeplerinin başlıcası dinden uzaklaşmadır. Batıda şu anda çok ciddi sınıf çatışmaları vardır. Bizde gerileme sadece iktisadi ve maddiyken buna inanç ve ahlakta içtimai gerileme eklenince 70 yıl elden gitmiştir.

    - Tabiatı araştırma ve fen ilimlerine vakıf olma Müslümanlarca terk edilmiştir aradan asırlar geçmesine rağmen sosyal ve ahlaki ilimlerin temeli olan fıkıh bizim tamamen gerilemememize engel olmuştur artık ilim ve fende yol açılmıştır.

    - Batıcılarımız İslami esasları araştırmaları neticesinde değil, maddi zevklere karşı sınırsız hırsları sebebiyle reddetmektedirler.

    - Batıda durum artık vehimdir. Herşey mubah zannedilmektedir. Batının gerçek ve değişmez bir sosyal hedefi yoktur. İslam devletinin halkına verdiği hürmet ve itaat duygusunu batı veremememiştir. İzmlerin hiçbir önemi yoktur.

    - Batıda hürriyet ve eşitlik sunidir. Sınıflar arası rekabet be husumetler hala vardır.

    - Bir cemiyet ancak sabır ve akılla asırlarca ahlaklı bir terbiyeden geçirilip tarafsız ve müsamahalı olma meziyetlerini kazanırsa eşit hak ve vazifelere ulaşabilir. Batıda istek ve gayeler çok farklı ve zıt olduğu için her biri kendi sosyal sınıfı ve bunlar da partileri oluşturdu. Hepsi de devleti ele geçirip kullanmayı arzu eder.

    - Yürütme (icra) kuvveti siyasi partiler elinde alettir. Yasama (teşri) aynı şekilde taraftırlar ve zorbalığı meşru görür. (Örneği bugünkü sistemimizdir.)

    - Batını siyasi yapısı onun sosyal yapısına uygundur. Biz tabii ahlaki kanunları bilmediğimizden siyasi istiklalimizi kaybettik. Batının sosyal felaketi ise tabii ahlaki kanunları bilmemesinden olacaktır.

    - İslamiyet’te siyaset: Parlamento kanun koyucu değil murakıptır. Vazifesi iyi bir idare ve adaletle birlikte cemiyetin ilerlemesinde yardımcı olmaktır.

    - Yasama hakkı batıda siyasi, İslam’da ise sosyaldir ve selahiyet gerektirir. Böylece ortaya konulan kurallar vicdanlarda saygı ve korku uyandırır. Yoksa istibdat zalimlere kanun istismarı, mazlumlara halktan kaçıp teröre sığınma hissi verir. Devlet bakanlığı sistemi vardır. Güç siyasi organlara bölünmez. Bugünkü sistemin geldiği noktadır.

    - Teşri hakkını elde tutan meclis salahiyetli insanlardan oluşur ve vazifesi hükümeti murakabedir. Hak ve salahiyetler birleşince istiklaliyet olur.

    - Batıda siyasi partiler tamamen farklı yolları temsil eder. Bizde ise aynı gayeye ulaşmanın değişik yolları aranır. Sosyal yapı ne kadar iyiyse siyaset o kadar az olur.

    - İslami sistemlerde murakabe (meclis), teşri (yasama), icra (yürütme) müstakildir. Şeriatı hakim kılmakla hükümete destek olurlar.

    - Batılılaşma toplumu anarşiye sürüklemiş, hayati meseleler çok basitçe ele alınmıştır. Yegane çare İslam’dan ilham alarak medeniyet yoluna yürümektir.

    - Bu çok büyük iş cesaret ve sarsılmaz iman ister. Çok keskin bir iman lazımdır ki o iman sahibi ağır vazifesini başarsın, gerekli gücü, desteği ve irade kuvvetini o imanda bulabilsin (bu fikir adamları da Risale-i Nur Mektebinde yetişecektir).

    HATIRAT

    - I. Dünya savaşına giriş sebepleri ve girmemek mümkün müydü?

    - Üçlü ittifak (Fransa-İngiltere-Rusya) hem bizi yalnız bıraktılar hem de şartsız olarak kimseyle bağlantı kurmazsak bütünlüğümüzü garanti ettiler.

    - Anlaşmada (tamamen tarafsız kalma) maddesi izafi bir maddedir.

    - Rusların niyetleri belliydi. Tarafsızlık bizim için yalnızlık demekti ve tarafsızlığını müdafaa şansı yoktu. Bu da Türkiye’yi paylaşma şansıdır. (Çekiç güç) - Savaşa katılmaya mecburduk. Çünkü Sevr Muahedesi veya I. Cihan Harbi hiç söylenmeyen asırlık hıristiyan kini ve ‘şark meselesi’dir.

    - Milli mücadelede cihan harbinin devamıdır. Tarafsız kalamazdık. İttifak devletlerini istemedik ama onlar kabul etmediler. Biz sınırları müdafaa harbi istiyorduk, fakat Almanlar bizi tuzağa düşürdüler. Sait Halim Paşa’nın istifası kabul edilmedi.

    - O gün (bugünkü gibi) içişlerini elde tutan Talat Paşa, Enver Paşa’lar sadrazama bilgi vermediler. Ermeni tehcirinde aşırılığa kaçtılar ve istenilen bilgiyi vermediler.

    - Askeriye ile idare arasında o zaman da anlaşmazlık vardı. Yine büyük bir problem de ‘kaht-ı rical’di.

    İki eksiklik:1. Yanlış sistem 2. İnsan yokluğu

    - Bu bölümde Paşanın Divan-ı Harp’te verilen cevapları vardır.

     

    <****** language=VBScript>

    25/8/2007

    DİNLER TARİHİ

     

     

    DİNLER TARİHİ

    Yazar : Prof. Dr. Günay TÜMER, Prof. Dr. Abdurrahman KÜÇÜK

    Yayınevi : Ocak Yayınları

    Baskı : İstanbul / 1993 / 472 shf.

     

    DÎN

    Lügat Anlamı: Cezâ, mükâfat, ibâret, âdet, hâl, vb. hüküm, hesap, itâat, boyun eğme, şerîat, kânun, yol, mezhep, millet

    Dîn'in Târifi: Dîn, kuralları Yüce Allah tarafından konulan, peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen, akıl sâhibi insanları kendi istekleri ile hayırlı olan şeylere sevk ederek dünyâ ve âhirette mutluluğa ulaştıran ilâhî bir kânundur.

     

    Gerçek Dîn şu Özellikleri Taşır:

    l. Allah tarafından ortaya konmuş olmak.

    2. Bir peygamber aracılığı ile bildirilmiş olmak.

    3. Akıl sâhibi insanların kendi hür irâdeleri ile seçilmek.

    4. İnsanları hayırlı işlere sevk etmek.

    5. İlâhî bir kânun olmak.

    Dinler Târihi; dînleri yer ve zaman göstererek inceler. Dîn bilimi, geçmişte de, günümüzde de dinsiz topluma rastlamamıştır.

    Kutsal kitaplar dînin kaynağını ilk insana ve dolayısıyla onu yaratan Allah'a bağlamaktadır. İlkel kabîlelerde dahi insanların ahlâkî âdâba uyup-uymadığını denetleyen ve gökte bulunan bir Tanrı kavramına inandıkları görülmüştür.

    Darvin insanın maymundan geldiğini açıkça ,söylememiş, akıllı hayvan olduğunu ileri sürmüştür. Evrimin ana gâyesi, bir yaratıcıya ihtiyaç duymaksızın, kâinâtın varlığını açıklayabilmektir.

    İslâm'a göre dînin kaynağı vahiy ve nübüvvettir. Mâtürîdî'ye göre insan vahiy ve nübüvvet olmasa bile, insanların akıllarıyla Allah'ın varlığını bulabilir.

    İslâm'a göre ilk dîn "Tevhîd Dîni"dir ve kurucusu Yüce Allah'dır.

     

    İLKEL KABÎLE DİNLERİ

    Özellikleri:

    l.Bir kabîleye mahsûsdur.

    2.Bu dînler mahallî özellik taşırlar.

    3.Kutsal kitapları yoktur.

    4.Genellikle bir Yüce Tanrı inanışı göze çarpar.

    5.Büyü ve büyücüye çok ilgi gösterirler.

    MİLLÎ DİNLER

    A.Konfiçyüsçülük (Konfüçyanizm):

    Çin'deki üç dînden biridir. Bir Çin atasözü: "Her şeyin kökü göklerdedir. İnsanın kökü ise atalarındadır" şeklindedir. M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış Konfiçyüs, kendini ilme vermiştir. Eski Çin kültürünü canlandırmaya çalışmıştır. Dînî meseleler üzerinde fazla konuşmamıştır. Onun ana gâyesi, ülkenin karışık olan siyâsî düzenini düzeltmekti.

    Konfiçyanizmin Bâzı Temel Özellikleri:

    l.Atalara hürmet, erdemlerin en büyüğüdür.

    2.Tien adı verilen yüce varlık, tabiat düzeninin idârecisidir.

    3.Kapalı yapılan günahların cezâsız kalmayacağı, âhiret inancı.

    4.Tanrı, huzûru sağlamak için öğretmenler göndermiştir. Tanrı her şeyi görür ve bilir.

    5.Dünyâda beş şeyi, her şeye uygulayabilmek yeteneğine

    "Mükemmel erdem" denir. Bunlar "Ağırbaşlılık, cömertlik, samîmiyet, doğruluk ve nezâket"dir.

    6.Üstün insanlar doğruluğu, alçak insanlar ise menfaatlerini düşünürler.

    B.Taoizm:

    Bu dîn, "Tao" kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri, râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır. Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe pirinç ve tuz atıp` koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse'dir. M.Ö. 604 veyâ 570 yılları arası.

    Taoizm'in Prensipleri:

    Tao, âlemden önceki yaratıcı prensiptir. O, görülemez, işitilemez ve kavranamaz. O, ezelî. ve ebedîdir. Kendiliişinden vardır. Her yerde hâzır ve nâzırdır. Bütün varlıkları Tao meydana getirir. Tao kendini yormaz ve aslâ heyecanlanmaz. Taoizm'deki esas; kötülüğe karış iyilikle mukâbele etmektir. Ölüm sonrası hayat hakkında açıklık yoktur.

     

    C.Şintoizm:

    "Şinto" "Tanrılar Yolu" demektir. Japonya'da görülür. Şintoizm'de rûh ve tanrıyı, kutsal, acayip, sırlı, korkulan, güçlü gibi varlıkları ifâde için Rami kelimesi kullanılır. Rûhun ölümden sonra da yaşadığına inanılır. Ölen herkes Rami olur. Ancak her kami, Tanrı olmayabilir. 8 Milyon Tanrı olduğuna inanılır. En büyüğü Güneş tanrıçasıdır. Şintoizm, bilinen anlamda put kullanmaz. Tanrılara, tapınaklarda, sembollerden nesneler vâsıtasıyla tapılır. İbâdet, duâ ve kurbanlardan ibarettir. Kamilere tapınma, duâ okumak, pirinç ve pirinç şarabı sunmakla yapılır.

     

    ESKİ TÜRK İNANÇLARI:

    Türkler, Budizm, Hıristiyanlık, Yahûdîlik gibi dinlerin, örf ve âdetlerine ters buldukları için, devamlı olarak içlerine girmemişlerdir. Türklerin İslâmiyet'i kabûldeki en önemli noktası, onların daha önce tek tanrılı inanışı devâm ettirmesidir. Kaynaklarda Türk boylarının hemen hepsinde tek Tanrı (Gök Tanrı) inanışının olduğunu göstermektedir. Gök Tanrı, hayat veren, yaratan, cezâlandıran, yol gösteren millî bir tanrı kabûl edilmiştir.

    Eski Türkler, Öbür dünyâda ikinci bir hayâtın varlığına, burada iyilik ve kötülüğün karşılığının verileceğine inanıyorlardı. Ahlâk anlayışı, özde-sözde ve davranışlarda doğruluktu. Yalan yere yemin etmek, başkalarını aldatmak, yermek hoş görülmezdi.

     

    HİNDUİZM

    Hint dinlerinin en yaygını Hinduizmdir. M.Ö. 1500'lü yıllarda ortaya çıktığı sanılmaktadır. Hinduizmin tanrı anlayışında çeşitlilik göze çarpar. Çok tanrıcılık; yaratıcı Brahma, koruyucu Vişnu ve yokedici Şiva'dan oluşan bir üçleme vardır. Hinduizmde hulûl (Tanrı'nın insan Şekline girmesi); tenâsüh (rûhun bir bedenden ötekine geçmesi) gibi inançlar bulunur.

    Hinduizmin en belirgin özelliği, insanlar arasında bir sınıf farkının gözetilmesidir. Din adamı ve bilginler en üst sınıfı oluştururlar. Hinduizmde İnek ve Gana Nehri, kutsal kabûl edilen varlıklardandır. İnek, yer, gök ve hava âleminin anası kabûl edilir. İnekler yola yatarlarsa, yol ona göre düzenlenir. Onlar kesilmezler.

    1981'de Müslümanlar Hindistan'da dört kutsal ineği kestikleri için büyük olaylar çıkmıştır. Müslüman mahalleleri ateşe verilmiştir. İbâdet sembolü Om'dur. İbâdet her yerde yapılabilir. İbâdet ferdîdir. Hint'li , sabah Şafaktan önce kalkar, evde veyâ nehir kıyısında yapabileceği sabah ibâdetine hazırlanır. Tanrı'sının adını zikreder ve yıkanır.

    Hindistan'da bitkilerle beslenenlerin vejetaryenlerin) sayısı 1/4'dür. Domuz eti yemezler. Tapınaksız köy yoktur. Yüzyıl öncesine kadar kadın, ölen kocasıyla birlikte yakılırken, Şimdi bu âdet kaldırılmıştır.

     

    CAYİNİZM

    Hindistan'daki dinlerdendir. Kökü M.Ö. VIII. yüzyıla dayanır. Brahmanizm'deki şiddetli sınıf ayrılıklarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dîne inananlar genellikle sebze ve meyve yerler. Öldürme, yalan, hırsızlık, Şehvete ve dünyâ nimetlerine düşkünlük kötülenir. Tanrı anlayışı yoktur.

     

    SİHİZM

    Hindistan'daki bazı gelişmeler sonucu XVI. yüzyılda ortaya çıkmıştır. İslâm ve Hinduizm karışımı bir harekettir. Kurucusu Nanak'tır. Günümüzde 6-7 milyon civârında mensûbu vardır. Dünyânın çeşitli yerlerinde de mensupları vardır. Sihizm, Tanrı'nın birliği, ibâdette adının çokça tekrâr edilmesi, değişik kastlardaki (sınıflardaki) insanların eşitliği, putlara tapınmanın kötülüğü, kardeşçe sevginin önemi, ölenin rûhunun ameline göre yeni bir bedende dünyâya geleceği gibi bâzı prensiplere dayanır. Ölüleri yakma âdetleri vardır. Sih'ler sigara ve içki içmezler, eğitime önem verirler. çocuklarını, çocukluk çağından itibaren sıkıntılı, yorucu bir hayâta alıştırırlar.

     

    ZERDÜŞTLÜK

    Zerdüştîlik, İran dinleri içerisinde tek tanrı inanışına yer vermesi bakımından en dikkat çekicisidir. Zerdüşt'ün ölümünden sonra insanlar onun karşı çıktığı Mitra ve Anahita gibi tanrılara tapınmaya başlamışlardır. Zerdüşt, eski İran'a tevhîd inancını getirmiştir. Zerdüşt, İslâm kaynaklarında Hürmüz olarak anılır. Ahlâkî prensipler üç maddede özetlenebilir:

    l.İyi düşünce, 2.İyi söz, 3. İyi iş.

    Bugün Hindistan'da sayıları bir kaç yüz bin kadardır.

     

    BUDİZM:

    Budizm'in kurucusu Budha (Buda), Gotama adında bir prenstir. Gotama, Nepal'in güneyinde, ufak bir kasabada mîlâttan önce 560 yılında dünyâya gelmiştir. Babası bir kasabanın prensiydi.

    Budizm, varlığın sırlarını çözmeye çalışan, hayâtın acı ve zevklerinden el çekerek, kâmil ve olgun insan olmak yollarını araştıran bir ahlâk felsefesi güder. Budizm, VII. yüzyılda, İslâmiyet'in etkisi ile Hindistan'da sâdece Himalaya Dağı'nın eteklerinde kalırken, Sri Lanka, Siyam, Kamboçya, Çin Hindi ve Tibet'de varlığını sürdürdü. Dört temel gerçek, Buda'nın kurtuluş reçetesinin özünü oluşturmaktadır:

    l.İnsan varlığının mâhiyeti, acı, ızdırap, kötülük ve doyumsuzluklarla doludur.

    2.Bu acı ve ızdırâbın sebebi, arzu ve ihtiraslardır.

    3.Onların yok edilmesi insanlığın asıl amacı olmalıdır.

    4.İnsan, kalbinde yaşamaya olan susamayı yok ederek, vâr olmaktan, dolayısıyla acı çekmekten kurtulabilir. Bencilliği ile berâber, bireysel varlığı da kaybolur ve Nirvana'ya ulaşır. Buna göre Nirvana, bireysel varlığın yok oluşu ve bunun ayrılmaz parçası olan acı ve ızdırâbın dinmesidir. Nirvana'ya götüren yol sekiz kola ayrılmaktadır:

    İnanç, İrâde, Söz, Fiil, Geçim Vâsıtaları, Çalışmak, Hâfıza ve Düşünce'dir.

    Budizm'de Yasaklananlar: Öldürmek, Çalmak, Zinâ, Yalan, Sarhoşluk Veren şeyler.

    Budizm'de Emredilenler:

    l.Acılara tevekkülle katlanmak

    2.Yaşayanların acılarını dindirmek

    3.Hayır yapmak

    4.Merhametli olmak.

    Buda'nın "Yaratıcı Tanrı" hakkında ne söylediği açık değildir. Âhiret konusunda kutsal metinlerin ortaya koyduğu net bir görüşü yoktur.

    Buda, dînini tamamlayamadığını ve kendisinden 1000 yıl kadar sonra gelecek olan Metteyya (Maitreya) ile tamamlayacağını ifâde etmiştir.

     

    İLÂHÎ DÎNLER:

    İlâhî Dîn:Allah tarafından, peygamberler vâsıtasıyla insanlık âlemine gönderilen, vahiy mahsûlü olan dînlere denir.

    YAHÛDÎLİK

    Yahûdîlik, yaşayan ilâhî kaynaklı dînlerden en eskisi, fakat mensûbu en az olanıdır. Bugün yeryüzünde 15-20 milyon civârında Yahûdî vardır. Bunların dört buçuk milyonu İsrâil'de, 6 milyonu ise Yahûdî nüfûsunun en yoğun oludğu, A.B.D.'de yaşamaktadır. Yahûdîlik, Bâbil Sürgünü'nden sonra millî bir dîn hâline getirilmiştir. Aslında bugünkü Yahûdîlik'in bir dîn mi, yoksa bir millet mi olduğu pek açık değildir. Yahûdîliğin Kutsal Kitâbı Tevrât'ın Balam Hikâyesi'nde şöyle bir târif geçmektedir:

    "İşte, ayrıca oturan bir kavimdir ve milletler arası sayılmayacaktır:.

    Yahûdîliğin sembolü, Yedi kollu şamdan ve Altı köşeli Yıldız'dır.

    Yahûdî:İshâk oğlu Ya'kûb'un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veyâ Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izâfeten İsrâîloğulları'na Yahûdî denilmiştir.

    a-Tevrât'a Göre Yahûdîlik:

    b-Kur'ân-ı Kerîm'e Göre Yahûdîlik:

    Hz.Mûsâ ve On Emir:

    l.Seni Mısır diyârından, esirlik evinden çıkaran Allah, Ben'im.

    2.Benden başka tanrın olmayacak.

    3.Allah'ın adını boş yere ağzına almayacaksın.

    4.Cumartesi'yi kutsal kılacaksın.

    5.Anne ve babana hürmet edeceksin.

    6.Öldürmeyeceksin.

    7.Zinâ yapmayacaksın.

    8.Çalmayacaksın.

    9.Yalan yere şâhidlik yapmayacaksın.

    lO.Hiçkimsenin evine-barkına göz dikmeyeceksin.

    Tevrât:Yahûdîlerin kutsal kitap külliyâtı: Tanah ve Talmut şeklinde ikiye ayrılır.

    Tanah üç böyümden oluşur: Tora, Neviim ve Retuvim.

    Kur’ân-ı Kerîm’e göre Tevrât::Tevrât kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de 18 yerde geçer. Fakat Yahûdî'lerin Tevrât'ın hükümlerini ve verdiği bilgileri gizlediklerini, değiştirdiklerini, bile bile hasîs menfaatleri uğruna bu yola gittiklerini bildirir. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm, Tevrât'ın aslını (hiç bozulmamış şeklini) kabûl eder.

    Talmut:Talmut, öğrenim mânâsına gelir. Yazılı olmayan ikinci Metine denir. Daha sonra yazılı hâle getirilmiştir. Talmut, Yahûdî'ler indinde Tevrât kadar önemlidir. Onun da ilhâm ve vahiy kaynağı olduğu kabûl edilir. Talmut iki bölüme ayrılır: Mişna ve Gemara. Mişna, ahlâkî kuralların açıklanmasıdır. Gemora da, Mişna'nın açıklanmasıdır.

    Yahûdî Kutsal Kitâbında Tahrîf Belirtileri

    En eski nüshalar M.S. VII ve X. yüzyıla âittir. Tevrât tek nüshaydı, ezberleme yeteneği yoktu, çoğaltılmamıştı. Bugün Yahûdî'lere âit İbrânîce Hristiyan'lara âit Yunanca ve Sâmirî'lere âit Sâmirî dilinde metinler birbirini tutmamaktadır. Misâl:

    l.Hz.Mûsâ'ya nisbet edilen Tevrât'ın son bölümünde onun ölümü ve gömülmesi anlatılır.

    2.Hz.Lût'u kızlarının şarap içirerek sarhoş etmeleri ve onunla zinâ etmeleri yeralır.

     

    Çağdaş Yahûdî Mezhepleri

    Yahûdî'ler, Yâhûdîliği değişen şartlara uydurmuşlardır:

    a.Ortodoks Yahûdîlik:Diğer mezheblerin ayrılmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu mezhep, Ferisilik'le başlayan ve Rabbânî Yahûdîlik'le gelişen ana akımın günümüzdeki yansımasıdır. Ortodoks inançta, Yahûdî'lerin Tevrât'ın kânunlarına uymadıkları için sürgüne gönderildikleri yer alır.

    b.Reformist Yahûdîlik:XIX. yüzyılın başlarında Alman Yahûdî'leri arasında çıkmıştır. Amerika Yahûdîleri arasında meşhurdur. Bugün Reformist Yahûdîlik, lâikleşmiş Yahûdîlik şeklini almış durumdadır.

    c.Muhâfazakâr Yahûdîlik:Reformist Yahûdîlik'e tepki olarak doğmuştur. Yapı itibârıyla Ortodoks Yahûdîlik'in Amerikan versiyonudur. en belirgin özelliği, Siyonist olmasıdır.

    d.Yeniden Yapılaşmacı Yahûdîlik.1983'de 102 yaşında ölen bir Amerikan Yahûdî'si olan, Kaplan isimli bir şahıs kurmuştur. Kaplan, Yahûdîliği, Yahûdî halkının kültür değeri olarak görür. Ölümden sonra dirilmeyi, âhireti reddeder. Mesîhçilik'i kabûl etmez.

     

    Yahûdîlikte İnanç Esasları:

    a. Yahûdîliğin İnanç Esasları:

    Tevrât'da iki yerde geçen On Emir'de, inanç konularından sâdece Allah'a îmân meselesi üzerinde durulur. Diğer îman esasları açık değildir:

    Yahûdîliğin İnanç Esasları:

    Ayrıca Yahûdî'ler Tanrı'nın kendilerini seçtiğine ve Hz.Mûsâ'nın şahsında onlarla ahitleştiğine inanırlar. Allah’ı Millî Tanrı olarak görürler. Allah'a yorulmak ve dinlenmek gibi sıfatlar verirler. Mûsevî'likde âhiret inancı kapalı olup, melek ve kader inancı da çoğunlukla kabûl edilir.

    b. Yahûdîlikte İbâdet şekilleri:

    Yahûdî'ler ibâdetlerini Sinagog adı verilen mabetlerinde yaparlar. Günde üç vakit ibâdet yapılır. En önemli ibâdetleri Tevrât levhalarını okumaktır. Erkekler kipa ile başlarını örterler. Cenâzeler yıkanıp, kefene sarılır ve toprağa gömülür. Erkek çocuklar, doğumdan sekiz gün sonra sünnet edilir. İbâdet günleri Cumartesi'dir. Domuz, tek tırnaklı, vahşî ve kanları akmamış hayvanları, midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanlarını yemek yasaktır.

     

    Google Gruplar

    Internet Vergi Dairesi

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    HİZMET BİRLEŞTİRMESİ

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    YURTDIŞI BORÇLANMASI

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    TARIM BAĞKUR KANUNU

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    BAĞKUR KANUNU

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    ÖZÜRLÜ REHBERİ

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle


    MÜKELLEF REHBERİ

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    İŞVEREN REHBERİ

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    BAĞKUR SİGORTALI REHBERİ

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    SSK SİGORTALI REHBERİ

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    100 SORUDA BAĞKUR

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle


    G8 Group of Eight

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    American propaganda films

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    United States politics stubs

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    World Social Forum

    Blogu Yeni Pencerede Görüntüle Görüntüle

    | Ana Sayfa | Sık kullanılanlara ekle | Sitene Ekle | ARŞİV


    200 KİTAP ÖZETİ - Blogcu

    200 KİTAP ÖZETİ

    + Haber Siteleri + Gazeteler + Radyolar + Sık Kullanılanlar Siteler + Yerel Gazeteler + Dergiler +

    Sivil Toplum Siteleri + Arama Motorları + Kariyer Siteleri + Bankalar + Komik Siteler + Spor Siteleri +Televizyonlar + Ekonomi Siteleri + Haber Ajansları + Dünya Medyası +


    Copyright © 2007 Ali ÖZTÜRK Ekonomist

    http://groups.google.com.tr/group/aliozturkekonomist